K.B.B
Yaşam

Bütün kabahat benim!

Bütün kabahat benim!Sevgili okurlarım sizlerin huzurunuzda itiraf ediyorum, evet bütün kabahat benim. Yaşım 65’i geçmiş, 70’e bir tık kalmış.

Bütün kabahat benim!

Sevgili okurlarım sizlerin huzurunuzda itiraf ediyorum, evet bütün kabahat benim. Yaşım 65’i geçmiş, 70’e bir tık kalmış. Pandemi var, zaten dışarı çıkamıyorsun, sen kahvaltını yapıncaya kadar dışarı çıkma zamanın bitiyor. Otur evinde, aç televizyonunu her ay elektrik faturalarında para ödediğin resmi kanalı, ya da hep onu izlemekten sıkılırsan aç “aaa haber” kanalını keyif çayı içerken izle o kanalları ne kadar keyifli olursun, ne kadar mutlu olursun. Bu yazdığım kanalların birisinde uzaya gidileceği konusu tartışılıyor, “Uzaydaki madenlerin ekonomiye kazandırılması” konusunda ciddi ciddi fikirler ortaya atıyor isimlerinin başlarında prof ve doç yazan insanlar. Diğer kanalda ise daha önemli bir konu var kelli felli adamlar moderatör kızımızın yönetiminde “Uzaylılar Müslüman mı?” sorusuna cevap arıyorlar. Demle keyif çayını geç televizyonun karşısına izle bunları keyiflen işte.

Ama başlıkta yazdığım gibi “bütün kabahat benim”, çünkü ben kanal kanal geziyorum televizyonda. Bu da yetmiyor, bilgisayarın başına oturuyorum orada internette dolaşıyorum. Peki, dolaşırken internet ortamında neler görüyorum? Neler görüyorum da mutsuz oluyorum, canım sıkılıyor?

Mesela; Resmi Gazete’de yayınlanan 4 Ekim 2019 tarihli ve 1616 Sayılı Kararname ile Suriye El-Bab’da İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Azez’de İslami İlimler Fakültesi ve Afrin’de Eğitim Fakültesi’nin Gaziantep Üniversitesi’ne bağlı olarak kurulmasına karar verildiği bilgisine rastlıyorum.

Mesela 30 Temmuz 2020’de Türkiye, Suriye’nin İdlib kentinde 50 bin konut inşa ediyor. Bu konutlarda evlerinden ayrılarak İdlib’e giden Suriyeli sığınmacıların kalacağı konusunu görüyorum.

Sonra oturuyorum kendi kendime “Benim ülkemde restoranlar, lokantalar, cafeler, kahvehaneler bir senedir kapalı o işyerlerini işletenler sıkıntıda, ayrıca oralarda çalışan aşçılar, ocakçılar, garsonlar, komiler ne yer ne içer?” diyorum.

Sadece bunlar değil ki “Benim ülkemde yaklaşık bir seneden beri sinemalar kapalı, tiyatrolar kapalı, düğün salonları kapalı, eğlence yerleri kapalı bu gibi yerleri işletenler sıkıntıda, hem de büyük sıkıntıda ama buralarda çalışan sanatçısından yer göstericisine, garsonundan fotoğrafçısına kadar birçok emekçiler evlerine nasıl ekmek götürecek?” diye kederleniyorum.

Yukarıda yazdığım meslek grubundaki insanlar çok büyük sıkıntıdayken benim ülkemin kaynaklarından Suriye’ye neden fakülteler ve 50 bin konut inşa ediliyor benim aklım almıyor. Aklı alan varsa bana da anlatırsa mutlu olurum ama şimdi çok mutsuzum bu olanlara.

Yukarıda yazdığım kanalları izleyip mutlu olmak yerine, kanal kanal geziyor, bu da yetmiyor bir de internette araştırmalar yaptığım için bütün kabahat benim itiraf ediyorum.

Mesela ekranlara çıkan anlı şanlı milletvekilleri “Bizden önce buzdolabı yoktu” diyor, “Bizden önce ambulans yoktu” diyor, “Bizden önce buzdolabı yoktu” diyor, “Bizden önce çamaşır makinesi yoktu” diyor, “Bizden önce fırın yoktu” diyor. İnanması zor ama iktidar partisi Genel Başkan Yardımcısı “Bir dönem bu ülkede bırakın suyu bardak yoktu” diyor. Kulaklarımla duymasam, bunları söylediği hakkındaki bir yazı okusam “Herhalde yanlış yazmışlar, bu kadarı da olmaz” derdim ama bütün bunlar söyleniyor, hem de ciddi ciddi söyleniyor. Bu söylenenler de benim canımı sıkıyor.

Ama bunları söyleyenlerde kabahat yok. Başlıkta da söylediğim gibi bütün kabahat benim. Açma televizyonu, duyma bu sözleri, canını sıkma. Ama yok, ben iflah olmaz bir insanım tüm bu “bizden önce yoktu” denilenleri kulaklarımla duyunca “Bunları söyleyenler neden benim aklımla, zekamla alay ediyorlar?” diye hayıflanıyordum. Ama bir süre bu akla ziyan konuşmaların nedenini anladım galiba. Evet, bizler yaş itibarı ile “Bizden önce” tabir edilen devirleri yaşadığımız için biliyoruz tabii. Ama bir de 2000 tarihinden sonra doğan kuşak var, “Z kuşağı” olarak tabir ediliyor. Onlar “bizden önce” denilen devirde yaşamadılar. İnternetten yaptığım araştırmada “Z kuşağı”nın toplamının 20,6 kişi olduğu ve toplam seçmenin yüzde 16’sının bu kuşaktan olduğu bilgisine rastladım. “Bizden önce” tabir edilen zamanda yaşamayan bu gençlere hitap ediyorlar galiba “Bizden önce” şu yoktu, bu yoktu diyenler. Ama yanılıyorlar, hem de çok fena yanılıyorlar. Bu kuşaktaki gençler o kadar zeki, o kadar akıllı ki, “Bizden önce buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın yoktu” sözünü duyunca ekranda hemen elindeki telefondan bakıyor “Hadi canım sen de, Türkiye’de beyaz eşya 1955 yılında üretilmeye başlanmış” deyiveriyor.

Bunları nereden mi biliyorum? Evimdeki Z kuşağından biliyorum. Bana dedelik zevkini yaşatan ilk göz ağrım, bu sene üniversite sınavlarına hazırlanan sevgili torunumdan biliyorum. Z kuşağı o kadar bilinçli ki, onlara hiçbir şeyi yutturamazsınız. Mesela Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne atanan şahsın “Üniversitemizi dünyanın ilk 100 üniversitesi arasına sokma hayalim var” demesini de yutmuyor gençler. Atanan bir kişinin hayaliyle üniversitenin yükselmeyeceğini, daha da aşağılara ineceğini biliyorlar. Daha kendine rektör yardımcısı bile bulamayan, sadece öğrenciler değil, akademisyenler tarafından da istenmeyen bir yöneticinin üniversiteyi yukarılara çıkaramayacağını, başarının uyumlu bir ekip çalışmasıyla geleceğini biliyor gençler.

Bildiklerini nereden mi biliyorum? Evimdeki Z kuşağı torunum bir yandan harıl harıl ders çalışırken, bir yandan da bu olayları takip ediyor, sonra da bana gelip “Anladım ben Boğaziçi daha da gerilere gidecek, Boğaziçi’ni tercih listemden çıkarıyorum” diyor da ondan biliyorum.

Sözün özü: Bir yandan böylesi can sıkıcı olayları izleyip moralim bozuluyor ama arkadan gelen nesli, Z kuşağını görünce geleceğe dair endişelerim yok oluyor, ümitleriyorum.

Halil Küçükparlak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir