Yunus-Market
Kültür

Genetik Bilimi ve İnsan Davranışı

Abone Ol    

Genetik Bilimi ve İnsan Davranışı

Genetik Bilimi ve İnsan Davranışı,Bugün birlikte bizi oluşturan molekül olan DNA’ya ve genetik bilimine bakalım. Bununla birlikte insanın hali hazırda var olan donanımıyla Dünya’da neler yaptığına da şöyle bir bakış atalım istiyorum. Bu bilgiseli okuduğunuzda beyniniz için çok faydalı bir şey yapmış olacaksınız. Yaklaşık 1500 kelime okumuş, yeni bilgiler edinmiş ve farklı bakış açıları kazanmış olacaksınız. İnsanı hem biyolojik hem de sosyolojik açıdan değerlendirme şansı bulacaksınız. Haydi başlayalım.

*****

DNA; ortaokul da öğrencilere anlatılan bir konudur. Açılımı Deoksiribo Nükleik Asit. DNA denilen bu molekül göz rengimizden, saç şeklimize, ten rengimizden, kan grubumuza kadar her özelliğimizi içerir. Dönerli bir yangın merdivenine benzer ve sarmal yapıdadır. İnsan DNA’sının uzunluğu yaklaşık 2 metredir. O kadar ince ve birbirine dolanık haldedir ki bu 2 metre uzunluğundaki DNA molekülü, bir noktadan daha küçük olan hücrelerimizin içerisine sığmaktadır. Vücudumuzda yaklaşık 40 trilyon hücre bulunmaktadır. DNA bulunduran hücrelerin içerisindeki tüm DNA’ları tek tek toplayarak uç uca eklesek Güneş’e defalarca gidip dönülebilecek uzunluğa erişebilirdik.

******

İlginçtir ki bizi oluşturan DNA bilgimiz vücudumuzun çeşitli bölgelerine dağıtılmış halde değildir. Yani ağzınızdan alınmış bir hücreye de baksak, saçınızdan baksak, karaciğeriniz veya böbreğinizden de baksak tüm genetik bilginize ulaşılabilir. Şöyle bir açıklama getirmekte fayda var. Örneğin göz bölgesinde DNA’nızdaki görme işleviyle ilgili genler aktif çalışır durumdayken diğer bölgeler suskundur. Midenizde ise DNA’nızdaki sindirim ile ilintili genler aktif olarak faaliyetteyken, diğer işlevlerle ilgili olan genler suskundur. Bununla birlikte tüm DNA’nız orada bulunmaktadır. DNA’nızın yarı bilgisi annenizden yarı bilgisi ise babanızdan gelmiştir. Annenizin yumurta kanalında (fallop tüpü) ilk hücreniz oluştuğunda tüm genetik bilginiz orada mevcuttu. Daha sonra hücreler bölünürken DNA’nız kopyalanarak genetik bilginizi yeni oluşturulan hücrelere de ilettiler. Hücre sayınız çoğaldı embriyo oldunuz ve annenizin rahmine doğru ilerlediniz. Orada 40 haftalık bir gelişimin ardından Dünya’ya gözünüzü açtınız. Bu süreçte hücreler gruplaşarak bir grup hücre beyni, bir grup hücre kalbi, bir grup hücre akciğerlerinizi oluşturdu. Bu şekilde özel gruplaşmalar devam ederek tüm bedeniniz meydana geldi. Yaşadıkça daha çok duygu ve düşünce hissedip biriktirdiniz. En fazla 80-100 yıl içerisinde bedeniniz yok olacak ve geriye sadece düşünce ve ürettikleriniz kalacak..

*****

Şöyle bi geçmişe gidelim. Bakalım araştırma bulguları nasıl elde ediliyor. İnsan hücreleri içinde mitokondri adı verilen enerji üretiminden sorumlu bir organel mevcut. (Hücre dediğim yapı noktadan daha küçük unutmayın.) Mitokondri organelinin içerisinde bizim kendi DNA’mızdan farklı olarak diğer bir DNA mevcut. Buna mitokondriyal DNA deniyor. Bunun özelliği ise şu. İster kız olun ister erkek mitokondriyal DNA yalnız anneden aktarılıyor. Bu Mitokondriyal DNA insanlarda geçmişe doğru takip edilerek Mitokondiyal Havva denilen ata annelerimize ulaşılıyor. Sadece erkeklerde bulunan Y cinsiyet kromozomu ise erkek atadan yeni nesillere aktarılıyor. Geçmişe doğru Y kromozomu takibi yapıldığında ise Y kromozomu Adem denilen ata babalarımıza ulaşılıyor. Tek bir erkek ve kadın değil 130-140 kişilik bir gen havuzu olduğu bulgulanmış. Gerek bu genetik bulgular gerekse Paleontoloji *Fosil bilim araştırmalarında çıkartılan kemikler bir araya getirildiğinde ortaya çıkan sonuç şu. Homo Sapiens Sapiens adı verilen türün yaklaşık 367.000 yıl önce Kuzey Afrika’da evrimleşmiş olduğu gözüküyor.

*****

Peki ne demek Homo Sapiens Sapiens. Düşündüğü hakkında düşünen insan demek. Şöyle. Örneğin bu yazıyı okuyorsunuz ve diyorsunuz ki *Ne diyo la bu?* Sonra bu düşünceniz üzerine düşünürseniz ve derseniz ki *Ben böyle düşünüyorum ama acaba bu düşüncem mantıklı mı?* derseniz yani düşünce üzerine düşünürseniz Homo Sapiens Sapiens oluyorsunuz. Zaten insanın diğer canlılardan üstün konumlanabilmesinin yegane sebebi de düşünce ve beyin gelişimi. Yoksa çoğu canlı bizden daha kuvvetlidir, daha hızlı koşar, daha iyi avlanır, yazın ve kışın sıcak-soğuğa dayanım direnci daha fazladır. Bu sebeple insan aklını kullanmazsa; hayvanlardan bile daha aşağıdadır. Kur’an da böyle söylenir. Tabi Kur’an da ne yazdığını bilen insan sayısı da pek fazla olmasa gerek. Neyse insan özellikle kabullenmek istemez evrimsel ağacı. Neden? Çünkü insan çok hadsiz ve kibirlidir. Nasıl benim diğer canlılarla bir ortaklığım ve bağlantım olabilir ki der. Bunlar bilimsel incelemelerin konusudur ki Allah da zaten insanları doğayı ve tabiatı incelemeye yönlendirmektedir.

*****

İnsanı diğerlerinden ayıran beynidir demişken diğer canlılara haksızlık etmeyelim. Hoş diğer canlılarda hiç beyin yok değil. Beyni 3 ana bölüm olarak düşünürsek bahsedeceğim ilk 2 bölümü çoğu hayvanla paylaşıyoruz. Boyun bölgesinin hemen üstünde yer alan ve nefes alma, kan basıncı, boşaltım, sindirim gibi işlevleri sağlayan biz uyusakta-bayılsakta otomatik olarak çalışan sürüngen beyni de denilen ilk kısım.. Orta iç kısımda animal beyin denen hayvani beyin, duygusal bölge mevcut. Hormonlar, duygular ani tepkilerimiz öfkelenme, ağlama nöbetleri bu bölümle ilgili. Gel gelelim 3. kısma. Bizi diğer türlerden ayıran ‘New Brain’ denilen yeni beyin yani dış kabuk, en üst bölge. Bir fileyi kafanıza geçirdiğinizi düşünün veya bir takkeyi kafanıza giydiğinizi. İşte o kısım. En önemlisi de bu bölümün ön kısmı. Frontal korteks. Düşünceleriniz, kararlarınız, analizler, merak, hayranlık hepsi bu bölge kaynaklı. İşte sizi siz yapan bölge. Kullanmamız gereken kısım, insanı uçuran şaha kaldıran bölüm.

******

Peki başka ne olmuştur? İnsan; 2 ayak üzerinde dik durduğu an itibariyle el serbestiyeti kazanmış böylece hem avcılıkta hem de av olmaktan kurtulma konusunda kendisine avantaj sağlamıştır. Güneş’in olumsuz etkilerinden ve fazla ısınmaktan kurtulmuştur. Güneş gören beden alanı küçülmüştür. Alet yapıp kullanmıştır. Ateşi keşfetmek ise işin pik noktasıdır diyebiliriz. Çünkü eti ateşte pişirme ön sindirim anlamı taşır. Vücudun sindirim için kullanacağı enerjiyi azaltır. Buradan arta kalan enerji beyne kalır ve insan beyni daha çok gelişim imkanı bulmuştur. Az sonra bahsedeceğim DNA’sı bizlerle büyük ölçüde aynı olan bir şempanze beyni 400 gram iken insan beyni ortalama 1300-1400 gramdır. Düşünce ve davranış repertuarındaki gelişim, beyin ağırlığı kıyaslamasıyla da örtüşüyor.

******

Tüm insanların DNA’sı %99.9 birbiriyle benzerdir. Diğer canlılarla olan benzerliğimiz ise şu şekilde. Şempanze %98, fare %92, muz %55, meyve sineği %44…. Bu DNA dediğimiz şey basitçe 4 farklı çeşit Nükleotit’ten oluşuyor. Lütfen Google’a yazın. 4 tanecik nükleotit çeşidi tüm bu inanılmaz derece de karmaşık, farklı, renkli canlılığı oluşturuyor. Adenin-Guanin-Sitozin veTimin Nükleotitleri. Düşünün elinizde 4 tip malzeme var ve bu malzemelerin yerlerini değiştirerek, miktarlarını (uzunluğunu) değiştirerek farklı farklı canlı türleri elde ediyorsunuz Dünya’da olan da tam olarak bu.

******

İlginç bir başka konu ise; yaşadığımız heyecanın mutluluğun nasıl oluştuğu. Vücudumuzda çeşitli bölgelerden salgılanan organik moleküller buna sebebiyet veriyor.. Adrenalin hormonu C₉H₁₃NO₃, serotonin hormonu C₁₀H₁₂N₂O salgılanıp vücutta belli bölgelere ulaştı diye biz kendimizi mutlu hissediyor, heyecan duyuyoruz. Kalp atışımız hızlanıyor, daha hızlı nefes alıp veriyoruz. Bizlerin vücudumuzu bu kadar az merak etmemiz, üzerine düşünmememiz oldukça tuhaf olsa gerek. Az önce yazdığım moleküller; yüksek sıcaklıklarda bir şekilde yıldızlarda oluşmuş element atomlarının belli sayılarda bir araya gelerek birbirleriyle farklı farklı geometrik şekillerde bağlanmasıyla oluşuyor. Neyin nasıl olduğunu, neden öyle olduğunu pek önemsemiyoruz. Sistemin çarkları tıkırında ve dönüyorsa problem yok. Ancak aksarsa fark ediyoruz. Bu konuda değişmeye de pek gönüllü gözükmüyoruz.

*****

İnsan kolay kolay değişimi istemeyen bir canlı. Çevrenize bakın, kendimizi de dahil edelim. Yıllardır aynı semtte aynı evde oturmaya devam ediyoruz. Bir işe tutunduk mu bırakmıyor yıllarca o işi yapıyoruz. Gerçekten ne kadar istekliyiz. Bu büyük bir soru işareti? Bu konu biraz enerji ekonomisi ile ilgili. Yıllar yılı geçirdiğimiz yaşantılar sonucu beynimizde on milyarlarca bağlantı oluşmuş durumda. Düşünün ki sistem bu bağlantılar üzerinde rölanti halde çalışıyor. Siz bir farklılık yapmak isterseniz bu durum ekstra çaba ve enerji gerektiriyor. Beyninizin vereceği ilk tepki *Hayır ne gerek var* olacaktır. Enerji harcamak istemeyecektir. Çünkü kadim zamanlardan beri enerji çok değerlidir. İhtiyatlı kullanılmalıdır. Her zaman insanoğlu şu an sahip olduğu gibi imkanlar içerisinde yüzmüyordu. Yiyecek bulmak bu denli kolay değildi. Dünya’yı çok hızlı değiştirsek de, beynimiz aynı hızla değişmedi.

******

Değişim için ödeme yapmamız gerekir. Hemen aklınıza para gelmesin. İsteklerinizin gerçekleşmesi için azim ve kararlılık ödemesi yapmalısınız. Yeterince uğraşırsanız, beyninizin tercih ettiği düşünce yolunu değiştirebilirsiniz. Parayla birçok şeyi satın alabiliriz ama kendimizi değil. Kendimizi yaratmamız gerekir. Emekle ve çabayla.. Beyin bir hayatta kalma sistemidir. Öğrenmek için, gerçekleştirmek için mevcut seçeneğin yaşamınıza katkı sunacağına ikna olması gerekir. Yaşam kalitenize hizmet etmeyecek şeyleri öğrenmez.

******

Son bölümde insanın Dünya’da neler yaptığına dair bir bakışla bitirmek istiyorum. Tüm canlılık ailesi düşünüldüğünde kime yararı var acaba insanın anlamak güç. Kendini kapattığı 4 duvar arasında sonu gelene kadar onu tüketebilen tek bir canlı bile yok. Kendisine yeni bir çağ yarattı Marka ve Makyaj çağı. Sistemin kurucu ve işleticileri; artık kendisini yaratıcı konumuna koymaktan çekinmiyor. Diğer insanlar ise sadece sistemde birer çark. Teknoloji; 3.5 milyar yıllık Ar-ge’ye adeta şunu söylüyor. Sen artık yetmiyorsun. Benim süratime ayak uyduramıyorsun. O sebeple yeni kral benim. Dünya’yı istediğim gibi şekillendiririm. Çoğu felsefeci insanın planının Tanrı’yı öldürüp yerine geçmek olduğundan söz etmiştir. Nitekim öyle de oluyor. Bugün bu sistemi kuran ve çalıştıranlar Tanrı’yı oynuyor. İnsanlar sosyal medyayı istedikleri için kullanmıyorlar. Aslında sosyal medya onları kullanıyor. ‘Social Dilemma’ belgeselini izlerseniz arkada çalışan algoritmaların sizi nasıl yönlendirdiğini öğreneceksiniz. İnsanlar seçtiklerini sanarken, sunulanı aldıklarının farkına varamıyorlar. Çok da memnunuz. Şikayet eden pek az. Bakın insanoğlunun yemek kültürünün arkasından neler çıkıyor. Fransa’da ki kaz çiftliklerine göz atın. Yağlı kaz ciğeri elde etmek için kazları ağızlarına takılan özel bir aparatla günde 3-4 kez boğulana kadar yediriyorlar. Bu besleme yöntemine ‘gavage’ deniyor. Mısır ağırlıklı ve yağlı besinleri kaza yedir. Hızlıca ciğerleri yağlansın. Kim için, daha çok para kazanmak ve zengin müşterileri memnun etmek için. Ne zalimiz. Hadsiziz. Her şey bizim için mantığının son noktası. Nedir suçu o kazların. Özgürce yaşasınlar!

*****

O kazlara benziyoruz aslında biliyor musunuz? Sadece bizim ağzımızdan değil gözümüzden, kulağımızdan, ağzımızdan, tenimizden, beynimizden her yerimizden tıkıyorlar besinleri. O hücrenin içerisindeki küçücük DNA sayesinde insan bugün nelere yelteniyor.. Kontrolümüzde mi hayır, seçebiliyor muyuz, Hayır! Hadi kolay gelsin.

Halil AKÇAKAYA

Abone Ol
Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı