Yunus-Market
Kültür

Kötü çocuk yoktur!

Bebeklikten itibaren çocuklar ilgiye, sevgiye, kabule adeta hava gibi su gibi ihtiyaç duyar. Peki çoğu aile ne yapar? Verir mi ihtiyaçları olan sevgi ve ilgiyi? Maalesef.

Takip Et    

Yıl 1944. Yer ABD.. Yeni doğmuş 20 bebek yalnızca yeme-içme, altını değiştirme, yıkama gibi fizyolojik ihtiyaçlarının giderildiği bir deneye tabi tutulurlar. Bakıcıların; bu ihtiyaçların giderilmesi dışında bebeklere dokunması, sarılması, sevgi göstermesi kesinlikle yasaktır. Bakıcılara bu işleri yaparken dahi bebeklere gerekmedikçe dokunmamaları, gözlerine bakmamaları, iletişim kurmamaları öğütlenir. Ortam steril tutulur. Bebeklerin duygusal ihtiyaçları hariç tüm fizyolojik ihtiyaçları gereğince karşılanmaktadır..

*******

Peki ne olur? Bebekler bir süre sonra ses çıkarmadıkları, hareket etmedikleri, tepki vermedikleri ve bakıcıların ilgisini çekmekten de vazgeçtikleri bir evreye girerler. Bebeklerin yarıdan fazlası sadece 4 ay içerisinde hayatını kaybederler. Hiçbir sağlık problemleri olmadığı hâlde ölmektedirler. Deney 4 ay sonunda sonlandırılmak durumunda kalır. Yalnız bebeklerden o durağan evreye girmiş ve artık vazgeçmiş olanlar; deney sonlansa ve onlarla ilgilenecek ailelerin yanlarına yerleştirilseler de yine kısa süre içinde hayatlarını kaybedeceklerdir.

*******

Bu deney duygusal açlığın bebekleri nasıl sakatladığına dair oldukça kötü bir örnek. Bebeklikten itibaren çocuklar ilgiye, sevgiye, kabule adeta hava gibi su gibi ihtiyaç duyar. Peki çoğu aile ne yapar? Verir mi ihtiyaçları olan sevgi ve ilgiyi? Maalesef. Çoğu aile istiyor ki çocuk ‘başkalarından’ daha başarılı olsun. Enstrüman da çalsın, dil de öğrensin, yaşıtlarından daha erken yazmayı söksün… Bazı ailelerin hayalleri gerçek olur fakat bazıları için işler arzu ettikleri gibi gitmez. Bu durumda başlarlar çocuğu sıkıştırmaya. Zorladıkça zorlarlar. Beklentilerine karşılık gelmedikçe agresifleşir, kızarlar. Neden sen böylesin? Neden öğrenmiyorsun? Neden odaklanamıyorsun denmeye başlanır.

*******

Kim için derler bunu? Kendileri için mi yoksa çocuk için mi? Sorulursa çoğu anne-baba evladım için diyecektir. Bazı ebeveynlerin çocuklarının başarıları üzerinden kendilerini tatmin ettiği inkar edilemez bir gerçek olsa da biz bunu şimdilik görmezden gelelim. Varsayalım ki gerçekten de sadece çocuğun geleceğinin parlak olması için olsun. Peki çocuğun geleceğini bu denli düşünüyorsak geleceğinde duygusal dünyanın bir payı yok mudur? Karakter inşasının rolü yok mudur? Çocuk sürekli yargılandığında suçlandığında ne olacaktır? Beklentileri yerine getirirse sevildiğini ancak o zaman kabul gördüğünü anlamayacak, hissetmeyecek midir? Çocuklar yaşanan olayları, duyguları adeta sünger gibi içlerine çekiyor hissediyorlar. Yaralanıyorlar. Hepimiz biliyoruz ki her çocuğun gelişimi farklı. İmzası farklı, DNA’sı farklı. Doğa çeşitliliği sever. Biz bu çeşitliliğe gönül rahatlığıyla razı mıyız?

*******

En büyük tehlike çocuğun ruhsal olarak sakatlanmasıdır. Tüm dünyada duygusal şiddet, fiziksel şiddetten çok daha fazla yaşanıyor, yaşattırılıyor. O çocuğa doğmadan önce sorulmadı. Senden bunlar beklenecek kabul ediyor musun denmedi. Bir seçim şansı sunulmadı. Onun sadece anne-babasının kucaklamasına, sarılmasına, sevgisine ihtiyacı var. Duygusal gelişimine sağlıklı bir şekilde devam edebilen bir çocuk hayatta kendisine daha rahat bir şekilde rota çizecektir. Yolunu bulacaktır. Aile ortamında yaralanan bir çocuk ise kendine güvenini yitirecek, öz değeri giderek zayıflayacaktır. Başına gelen şeylerde haklı olsa bile kendisini sorumlu tutacaktır. Çünkü kendisinden katbekat güçlü ailesi iç dünyasını darmaduman etmiştir. Büyüdükçe akran zorbalığına maruz kalma ihtimali artacak, ailesinden giderek uzaklaşacaktır. Yetişkinler bir düşünün takdir görmek sizi nasıl da memnun ediyor? Neler hissettiriyor, ne yaşatıyor? En fazla ihtiyaç duyduğu dönemde çocuğu bundan neden mahrum bırakıyoruz? Aileden duygusal şiddet mağduru çocuklar okullarda daha fazla zorbalığa maruz kalır. Zorbalar sanki o çocuğun durumunu hisseder ve yüklendikçe yüklenirler. Aileler neye sebebiyet verdiklerinin keşke bilincine varabilseler..

******

Çocuk bilse talep eder ama bilmiyor ki daha farklı da olabileceğini. Uzun yıllar farkına varamıyor. Ne yazık ki sizin ona sunduğunuz dünya onun tek gerçeği oluyor. Çocuk; neye ihtiyacın var? Ne yaşıyorsun? Ne hissediyorsun diye sormanıza, yeri geldiğinde onun da fikirlerini almanıza ihtiyaç duyuyor. Fakat o kadar sahte gündemlerimiz var ki ne bunlara ayıracak vaktimiz, ne de düşünecek zamanımız var. Siyaset var, günlük çalıştığımız işler var, spor var, maçlar var, diziler, arkadaşlarımız var… Sıra gelmiyor. Hepsi iş ama çocukla iletişim iş değil! Benliklerimiz giderek yabancılaşıyor birbirine. İnternetten ürün sipariş ettiğimizde adres yazarız elimize ulaşması için. Doğru adresi… İşte duygularında böyle adresleri var ulaşması gereken. Çocuğun benlik adresine ulaşmalı. Beslenmeli çocuk. Ne kadar zor olabilir ki? Bugünün nasıl geçti, neler oluyor hayatında demek… Bu bağ erken yaşlarda sağlıklı bir şekilde kurulmadı mı sonrasında telafisi oldukça zor oluyor maalesef. Sonra ara ki sorun nerede bulasın!

*******

Tuhaf kelimeler kullanıyor ve belirsiz muallak cümleler kuruyoruz. Net olmalı. Çoğumuz kurduğumuz cümlenin eleştirel, suçlayıcı yönünü görmüyor düşünmüyor bile. “Neden onu yapmadın, neden bunu getirmedin, niye oraya gittin” demek yerine “Bunu yaptın çünkü…” deyip bıraksak bir açıklama-anlatma şansı tanısak… Oraya gitmen sana ne sağlıyor? gibi anlamaya yönelik cümleler seçsek… Tanısak çocuğu ve sindirmesek acaba neyi neden yapıyor? İsteklerimizi sıklıkla olumsuz cümle kalıplarıyla söylüyoruz. Bu çocuklarda direnç oluşmasına neden olan bir başka konu. “Şunu yapmanı istemiyorum. Buraya gitmeni istemiyorum” yerine “akşamları evde olmanı istiyorum çünkü seni özlüyorum, akşam saat 7’ye kadar dışarıdan dönmüş olmanı istiyorum çünkü seni merak ediyorum” gibi.. Olumlu cümle kalıpları karşı tarafta direnç oluşturmadan daha rahat iletişim kurmamızı, birbirimizi anlamamızı sağlar.

*******

Ev ortamını fiziksel olarak paylaşıyoruz çocuklarımızla peki, “bu yeterli mi? Bu akşam ne yapalım istersin” diye kaç defa soruyoruz? Yoksa sadece kendi arzu ettiklerimize mi saplanıp kalıyoruz? Kimi aileler der ki “ohoo çocuğun istekleri bitmek bilmez.” Benim burada söylemek istediğim şu; sorumluluğumuz çocuğun fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamakla bitmiyor. Aksine yeni başlıyor. Bir aile besin anlamında yavrusunu aç bıraksa hepimiz ayıplarız ama duygusal anlamda aç bırakınca herkes görmezden geliyor. Ebeveynlerin kendilerine sormaları gereken soru şu; “biz sorumluluğumuzu yerine getiriyor muyuz? “Haftada birkaç gün çocuğa ne arzu ettiğini sorsak ve ona eşlik etsek diğer günler de desek ki “bak kızım/oğlum dün birlikte şunu yaptık. Bugün biraz kendime vakit ayırmam gerekiyor.” Çocuk bunu belli zaman sonra anlamaya başlayacaktır. Ya da 1 saat baba mı ilgilendi, 1 saat de anne ilgilenir. Ardından çocuğa “şimdi diğer işlerimi de halletmeliyim” denilebilir. Zamanla çocuk anlamaya başlayacaktır. Çocuğun ilk etapta bunu anlamıyor olması bizim sorumluluktan kaçmamız için bahanemiz olmamalıdır. Aile dünyaya bir insan yavrusu getirdiyse, onu yetiştirmek ve geliştirmek için alternatif çözüm yolları geliştirmeye çalışmalıdır. Bazı anne-babalar aralarında iş bölümünü bile konuşmuyorlar. Önceki paragraflarda da değindiğim gibi diğer her şey iş ama iş çocukla ilgilenmeye, onun duygusal ihtiyaçlarına cevap vermeye gelince bu işten sayılmıyor..

******

Ayrıca bir diğer önemli nokta anne-babanın ruhsal durumu… Gergin, sinirli, mutsuz ebeveynler çocuklarını daha fazla yaralar ve sakatlar. Sanıyor musunuz ki çocuk bunu hissetmiyor. Siz onunlayken mutlu musunuz yoksa zorla mı onunla bu aktiviteyi gerçekleştiriyorsunuz hepsini hissederler. İş yerindeyken, toplum içindeyken nasıl psikolojik durumunuzu ayarlıyorsanız çocukla beraberken bu ayarlama daha zaruridir. Kimse sizi takdir etmese de… Ebeveynler tüm yapılanlara gelecek için önemli bir yatırım gözüyle bakmalı içsel olarak bu şekilde motive olmalıdırlar. Siz çocukla ilgili ne düşünür neye inanırsanız çocuk zamanla ona dönüşmeye başlar. Ne kadar da akıllı diye görürseniz akıllı olur, ne kadar da salak diye yorumlarsanız bir ahmağa dönüşmeye başlar. Lütfen anne-babalar buradaki aktif rollerini görsünler, önemsesinler. Çocuğa kızıyoruz ama ona bize kızma hakkı tanımıyoruz, konuşuyoruz konuşuyoruz cevap hakkı vermiyoruz. İşte hakkını savunamayan bir çocuğun temelini attınız. O da görüş beyan etmeli, fikrini söylemeli. Çocuğun dönüştüğü şey ile hiçbir ilgimiz yokmuş gibi davranamayız. Nereden telafiye başlanırsa kardır. Sevgi her şeyi çözer. Yeter ki siz kucaklayın. Ne olur çocuğunuzu acımasızca eleştirmeyin. Hele başkalarının yanında asla! Neden öyle yaptığını sorun. Neye ihtiyacı var? Dil insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerimizden… Lütfen konuşun. Kullanalım şu dili bizler insanız! Umarım bu konu üzerine daha fazla düşünürüz. Hiç bir çocuk kötü değildir. Hiçbir çocuk eksik değildir farkına varalım bunu kabul edelim. Esşiz bakış açısı barındıran Halil Cibran’ın güzel bir şiirinden kısa bir bölümle bitirelim..

******

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.

*******

Tavsiye kitaplar: Son zamanlarda okuma şansı bulduğum ve düşünce dünyamı şekillendiren İyi Aile Yoktur-Nihan KAYA ve Şiddetsiz İletişim-Marshall B. Rosenberg’in kitaplarını incelemenizi öneririm.

*******

Sevgi ve saygılarımla

Halil AKÇAKAYA

18.11.2020

Takip Et    

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı