MİRAÇ NEDİR, BİZE NE SÖYLER?
Miraç; yalnızca anlatılan bir mucize değil, yaşanması gereken bir kulluk çağrısıdır.
MİRAÇ NEDİR, BİZE NE SÖYLER?-ZEKERİYA ACAR-VAAZ-15.01.2026
Miraç; yalnızca anlatılan bir mucize değil, yaşanması gereken bir kulluk çağrısıdır.
Miraç; yerden göğe değil, kuldan Allah’a uzanan bir davettir. Bugün insanlık maddede yükselirken manada düşmüş, teknolojide ilerlerken ahlakta gerilemiştir. İşte Miraç, bizlere tekrar yönümüzü göstermektedir.
Mİ‘RAC: Hz. Peygamber’in Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya, oradan da göğe yaptığı yolculuğu ifade eden terim.
Sözlükte “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamındaki urûc kökünden türemiş bir ism-i âlet olan mi‘râc kelimesi “yukarı çıkma vasıtası, merdiven” demektir.
Terim olarak Hz. Peygamber’in göğe yükselişini ve Allah katına çıkışını ifade eder. Olay, Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya gidiş ve oradan da yükseklere çıkış şeklinde yorumlandığından kaynaklarda daha çok “isrâ ve mi‘rac” şeklinde geçerse de Türkçe’de mi‘rac kelimesiyle her ikisi de kastedilir.
İsra: Sözlükte gece yürüyüşü, geceleyin yaya veya binekli olarak yapılan yürüyüş anlamına gelen İsra, ıstılahta: Hz. Peygamber’in (s.a.s) gece Burak isimli bir binitle Mekke’den Kudüs’teki Beyt-i Makdis’e götürülmesi hadisesidir. Buradan Hz. Peygamber Mi’raca çıkmıştır.
Mi’rac: Arapça’da yukarı çıkmak, yükselmek anlamlarına gelen mi’rac, ıstılahta: Hz. Peygamber’in (s.a.s) göğe yükselerek Allah’ın huzuruna kabul edilmesi mucizesidir. Mi’rac olarak anılan bu yükselme olayı, birçok hadis-i şerifte zikredilmiştir.
İslâmî kaynaklarda genellikle ele alındığı şekliyle mi‘rac hadisesi iki safhada meydana gelmiştir. Resûl-i Ekrem’in bir gece Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya yaptığı yolculuğa isrâ, oradan göklere yükselmesine mi‘rac denilmiştir.
Literatürdeki bu ayırım her iki terimin naslarda zikredilmesinden ileri gelmektedir. Sery (geceleyin yürüme, gece yolculuğu yapma) kökünden türeyen isrâ’ Kur’an’da mâzi sîgasıyla yer almış ve sûreye ad olmuştur.
Buna göre Allah, kudretinin işaretlerini göstermek için kuluna (Hz. Peygamber) Mescid-i Harâm’dan çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksâ’ya geceleyin bir seyahat yaptırmıştır.“Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.” (İsrâ;17/1).
Mi‘rac kelimesi Kur’an’da geçmemekle birlikte çoğul şekli olan meâric “yükselme dereceleri” mânasında Allah’a nisbet edilmiştir. “Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından.” (Meâric;70/3). Ayrıca “merdiven” anlamında meâric bir âyette ve urûc kökünden türemiş fiiller çeşitli âyetlerde yer almaktadır.
Hadis kaynakları ile siyer ve delâil kitaplarında isrâ ve mi‘racla ilgili birçok rivayet mevcuttur. Buhârî ve Müslim’de yer alan rivayetlerin ortak noktalarına göre olay şu şekilde cereyan etmiştir:
Bir gece Resûlullah, Kâbe’de hicr veya hatîm denilen yerde iken -bazı rivayetlerde uykuda bulunduğu sırada veya uyku ile uyanıklık arası bir halde Cebrâil geldi; göğsünü açtı, zemzemle yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurup kapattı. Burak adlı bineğe bindirip Beytülmakdis’e götürdü.
Resûl-i Ekrem Mescid-i Aksâ’da iki rek‘at namaz kılıp dışarı çıktığında Cebrâil biri süt, diğeri şarap dolu iki kap getirdi. Resûlullah süt dolu kabı seçince Cebrâil kendisine “fıtratı seçtin” dedi, ardından onu alıp dünya semasına yükseltti.
Semaların her birinde sırasıyla Âdem, Îsâ, Yûsuf, İdrîs, Hârûn ve Mûsâ peygamberlerle görüştü; nihayet Beytülma‘mûr’un bulunduğu yedinci semada Hz. İbrâhim’le buluştu.
Sidretü’l-müntehâ denilen yere vardıklarında yazıcı meleklerin kalem cızırtılarını duydu ve Allah’ın huzuruna çıktı. Burada Cenâb-ı Hak elli vakit namazı farz kıldı. Dönüşte Hz. Mûsâ, elli vakit namazın ümmetine ağır geleceğini söyleyip Allah’tan onu hafifletmesini istemesini tavsiye etti. Namaz beş vakte indirilinceye kadar Hz. Peygamber’in huzûr-ı ilâhîye müracaatı ve Mûsâ ile diyalogu devam etti (Buhârî, “Ṣalât”, 1, “Tevḥîd”, 37, “Enbiyâʾ”, 5, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 7, “Menâḳıb”, 24, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 42; Müslim, “Îmân”, 259, 262-263, “Feżâʾil”, 164).
Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, meşhur mi’rac hadisinde, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sonra Cibrîl beni en yakın semâya çıkardı ve kapının açılmasını istedi.”
– Kim o denilince:
– Ben Cibrîl’im, dedi.
– Yanındaki kim denildi.
– Muhammed, dedi. Sonra ikinci kat semâya çıkardı ve kapının açılmasını istedi.
– Kim o denildi.
– Ben Cibrîl’im, diye karşılık verdi.
– Yanındaki kim denildi.
– Muhammed, dedi. Üçüncü, dördüncü ve diğer semâlara yükseldikçe, her birinin kapısında:
– Kim o deniliyordu. O da:
– Ben Cibrîl’im cevabını veriyordu. (Buhârî, Bed’ü’l-halk 6)
Necm suresinin aşağıdaki ayetleri mi’rac hadisesi ile ilgili olarak yorumlanmaktadır:
“Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti. Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı. (Ey Müşrikler! Şimdi siz Peygamberin) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz? And olsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (asli şekliyle) Sidretü’l-Münteha’nın yanında görmüştü. Me’va cenneti de Sidre’nin yanındadır. O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı. Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı. And olsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.” (Necm, 53/10–18)
BİR RİVAYETE GÖRE RESÛL-İ EKREM’E Mİ‘RACDA BAKARA SÛRESİNİN SON ÂYETLERİ İNDİRİLMİŞ VE ALLAH’A ORTAK KOŞMAYANLARIN AFFEDİLECEĞİ MÜJDESİ VERİLMİŞTİR.
Peygamber Efendimiz’e (s.a.s) mi’rac’ta üç ilâhî ihsanda bulunulduğu hadis-i şeriflerde ifade edilmiştir ki bunlar:
1- Beş vakit namaz. Mi’rac hediyesi olarak Peygamberimiz’in (s.a.s) getirdiği beş vakit namaz, aynı zamanda müminin mi’rac’ı sayılmıştır,
2- Allah’a ortak koşmayanların bağışlanabileceği müjdesi,
3- Bakara sûresinin sonundaki iki âyet ki, İslâm’ın temel inanç esaslarını tamamlamakta ve müslümanların çektiği üzüntü ve sıkıntıların sona erdiği müjdelenmektedir.
NAMAZIN FARZ KILINIŞI
Resûlullah (s.a.v.) buyurur:Allah;Ümmetime elli vakit farz kılmıştır. Ben de bunu bildirerek Musa’nın yanına gittim. Musa, “Rabbin ümmetine neyi farz kılmıştır?” diye sordu. Ben de, “Bana elli vakit farz kılmıştır” dedim. Musa, “Rabbine dön, çünkü ümmetin buna dayanamaz” dedi. Ben de Rabbime döndüm ve O, namazların yarısını benim için indirdi. Bunun üzerine Musa’ya geri döndüm ve ona durumu bildirdim. Musa, “Rabbine dön, çünkü ümmetin buna dayanamaz” dedi. Ben de Rabbime döndüm ve O, “Beş vakit de vardır, elli vakit de. Sözüm değişmez” dedi. Ben de Musa’ya geri döndüm. Musa, “Rabbine dön” dedi. Ben de, “Rabbimin huzurunda utanıyorum” dedim .
Namaz, Miraç gecesinde doğrudan Allah tarafından farz kılınmıştır.
👉 Namaz sıradan bir ibadet değildir.
👉 Namaz, kul ile Rabbi arasındaki canlı bağdır.
Enes radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi:
“Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım.
Ey Âdemoğlu! Günahların gökyüzünü kaplayacak kadar çok olsa, sonra da benden affını dilesen, seni affederim.
Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla karşıma gelsen; fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış olsan, şüphesiz ben de seni yeryüzü dolusu bağışla karşılarım.” (Tirmizî, Daavât 98).
- Miraç; sadece anlatılan bir mucize değildir.
- Miraç; yaşanması gereken bir kulluk dersidir.
“Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti. Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı. (Ey Müşrikler! Şimdi siz Peygamberin) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz? And olsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (asli şekliyle) Sidretü’l-Münteha’nın yanında görmüştü. Me’va cenneti de Sidre’nin yanındadır. O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı. Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı. And olsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.” (Necm, 53/10–18)
Miraç;
– göğe çıkış değil,
– secdeye iniştir.
Bugün insanlık teknolojiyle yükselmiş, fakat ahlakta çökmüştür.
Binalar yükselmiş, gönüller yıkılmıştır.
İşte Miraç, bu savrulmuş insanlığa istikamet kazandıran ilahî bir pusuladır.
MİRAÇ’IN KUR’ÂNÎ TEMELİ VE AKAİD BOYUTU
Yüce Rabbimiz buyurur;“Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.” (İsrâ;17/1).
Ayette “nebîsini” değil, “kulunu” buyurulmuştur. Demek ki Miraç’ın anahtarı kulluktur. Allah’a kul olan yükselir, nefsine kul olan düşer.
HÜZÜN YILI-SABIR SABIRDAN SONRA GELEN İLAHİ İKRAM
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), en zor döneminden geçiyordu. İşte Miraç; sabrın sonunda ilahi ikramın geleceğinin delilidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Miraç’tan önce en ağır imtihanları yaşamıştır:
- Hatice’yi kaybetmiştir
- Ebu Tâlib’i kaybetmiştir
- Taif’te taşlanmıştır. Ama davasından vazgeçmemiştir.Her zorluğun ardından bir kolaylık vardır.
MİRAÇ BİZE ŞUNU ÖĞRETİR Sabreden kullar, ilahî ikrama mazhar olur. Miraç, Kudüs’ü gündemimizden düşürmememiz gerektiğini öğretir. Miraç, ahlaklı bir hayat çağrısıdır.
İSRÂ VE KUDÜS BİLİNCİ
İsra, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya yapılan yolculuktur.Bu yolculuk,
- Mescid-i Aksâ ilk kıblemizdir.
- Peygamberler mirasıdır.
- Ümmetin emanetidir.
- Miraç, Kudüs’ü gündemimizden düşürmememiz gerektiğini öğretir.
- Kudüs’ün imanımızın bir parçası olduğunu ilan eder.
- İsra yolculuğu, Mescid-i Aksâ’nın ümmet için kutsiyetini ilan eder.
MESCİD-İ AKSÂ’DA PEYGAMBERLERE İMAMLIK
👉 İslam, bütün hak dinlerin tamamlayıcısıdır.
👉 Bu ümmet, şahit ümmettir.
👉 Sorumluluk ağırdır, görev büyüktür.
👉 Efendimiz (s.a.v.), Mescid-i Aksâ’da bütün peygamberlere imam olmuştur. Bu ne demektir?
BU; İSLAM’IN BÜTÜN HAK DİNLERİN TAMAMLAYICISI OLDUĞUNUN DELİLİDİR.
SEMÂ KATLARI VE AHLAK DERSLERİ
Efendimiz (s.a.v.) sema katlarında peygamberlerle görüşmüştür. Semâ katları ibret ve ahlak dersleriyle işlendi
👉 Hz. Âdem (a.s.) → Tövbeyi öğretir.
👉 Hz. Yusuf (a.s.) → İffeti öğretir.
👉 Hz. Musa (a.s.) → Mücadeleyi öğretir.
👉 Hz. İbrahim (a.s.) → Teslimiyeti öğretir.
SİDRETÜ’L-MÜNTEHÂ: HUDUT VE TESLİMİYET
SİDRETÜ’L-MÜNTEHÂ VE KUL–RAB SINIRI
“Gözü kaymadı, haddi aşmadı.” (Necm;53/17)
Kul haddini bilirse yükselir.Haddini aşarsa helak olur.
GÜNÜMÜZ İNSANI VE MİRAÇ MESAJI
- Madde yükselirken mana çöktü.
- Miraç, yeniden diriliş çağrısıdır.
Mi’rac olayından çıkarmamız gereken diğer bir ders ise; Allah’ın yardım ve desteğinin her zaman inananların üzerinde olduğudur. Zira Mi’rac olayı gerçekleşmeden önce Risaletin 6-9. yılları arasında Müslümanlara müşrikler tarafından 3 yıl süren boykot uygulanmıştı.
NAMAZ: MÜMİNİN GÜNLÜK MİRACI
“Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” (Tâhâ;20/14)
Namaz;
– kalbi arındırır.
– hayatı disipline eder.
– ahlakı güzelleştirir. Kısacsı;Namazsız bir hayat, istikametsiz bir hayattır.
MİRAÇ VE AHLAK İNŞASI
Resûlullah (s.a.v.) buyurur:
“Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (İbn Hanbel, II, 381)
Miraç;
– Yalanı terk etmeyi.
– Kul hakkından sakınmayı.
– Merhameti.
– Adaleti öğretir.
MİRAÇ’TA GÖSTERİLEN GÜNAHLAR VE AKIBETLERİ
Miraç’ta gösterilen günah–ceza tabloları Efendimiz (s.a.v.),
– Gıybet edenleri,
– Faiz yiyenleri,
– Zinaya yaklaşanları,
– Kul hakkı yiyenleri acı azap içinde görmüştür.
👉 Miraç, günahın sonucunu gösteren bir uyarıdır.
Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenler.
Hazret-i Peygamber’den, İsrâ ve Mîrâc’la alâkalı birçok haber nakledilmiştir. Onlardan birkaçı şöyledir:
Allâh Resûlü, Mîrâc’da bir topluluğa uğradılar ve gördüler ki, onların dudakları deve dudağı gibidir. Birtakım vazîfeli memurlar da onların dudaklarını kesip ağızlarına taş koyuyor.
“–Ey Cibrîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.
Cebrâîl -aleyhisselâm-:
“–Bunlar, yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir!” dedi. (Taberî, XV, 18-19)
Sonra Rasûlullâh, başka bir topluluğa rastladı. Onlar da bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı:
“–Ey Cebrâîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.
Cebrâîl -aleyhisselâm-:
“–Bunlar, (gıybet etmek sûretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve nâmuslarıyla oynayanlardır.” cevâbını verdi. (Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4878)
Daha sonra Hazret-i Peygamber Efendimiz orada; zinâkârları, leş yiyen bedbahtlar olarak; fâiz yiyenleri, karınları iyice şişmiş ve şeytan çarpmış rezil bir vaziyette; zinâ edip çocuklarını öldüren kadınları da, bir kısmını göğüslerinden, bir kısmını baş aşağı asılı hüsrâna dûçâr olmuş bir hâlde gördü. (Taberî, XV, 18-19)
BU SEBEPLE VARLIK NÛRU EFENDİMİZ:
“Cennet ve Cehennem gözlerimin önüne serilip bana gösterildi. Hayır ve şer açısından bugün gibisini görmedim. Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.» buyurdu. Rasûlullah’ın ashabına bundan daha ağır gelen bir gün olmamıştı. Başlarını örterek hıçkıra hıçkıra ağladılar. Sonra Ömer ayağa kalktı ve dedi ki: ‘Rabbimiz olarak Allah’tan, dinimiz olarak İslam’dan ve peygamberimiz olarak Muhammed’den razıyız. Peygamber dedi ki: “O adam ayağa kalktı ve dedi ki: Babam kimdir? Nebî -aleyhisselam- dedi ki: «Baban filancadır.» Sonra şu ayet nazil oldu: {Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokacak hususlarda soru sormayın.} [Mâide;5/101].!” buyurmuştur. (Buhârî, Tefsîr, 5/12)
MESCİD-İ AKSÂ VE ETRÂFININ MÜBÂREK OLMASI İSE ŞÖYLE ÎZÂH EDİLMİŞTİR:
- Dîn ve dünyâ bereketiyle bereketlendirilmiştir. Etrâfında yeşillikler ve ırmaklar vardır.
- Pek çok peygamber orada yaşamış ve bu sebeple de vahyin iniş mekânı olmuştur.
- İsrâ hâdisesi sebebiyle de ayrıca bereketli kılınmıştır.
MİRAÇ’IN YANKILARI
Peygamber Efendimiz (s.a.s) evine döner dönmez gece olup bitenleri ailesine ve arkadaşlarına anlatmıştır. Her söylediğinin gerçek olduğunda şüphe olmayan Peygamberimize (s.a.s) ailesi ve arkadaşları inanmış ancak Mekkelilerin bazıları olayı duyar duymaz şaşkına dönmüş ve reddetmişlerdir.
Hemen Hz. Ebû Bekir’e (r.a.) koşarak ona Peygamberimizin (s.a.s) İsrâ’ya dair verdiği haberi nakletmişlerdir. Hz. Ebû Bekir (r.a) onlara:
– Muhammed’in (s.a.s) doğru sözlü olduğuna kanaatim vardır. Bu kanaatimi size de bildiririm, dediğinde onlar:
– Demek Muhammed’in (s.a.s.) bir gecede Mescîd-i Aksâ’ya gidip sonra dönüp geldiğini sen de mi tasdik ediyorsun? demişlerdir. Bunun üzerinde Hz. Ebû Bekir (r.a);“Eğer bunu O söylediyse şüphesiz doğrudur. Ben O’nu bundan daha uzağında da tasdik ediyorum. Semadan haber getirdiğini, tasdik ediyorum.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 422; Müslim, “Îmân”, 279) demiştir. Bu cevabı sonrasında Hz. Ebû Bekir’ e (r.a.) “Sıddık” denilmiştir.
Peygamberimizin (s.a.s) daha önce Mescîd-i Aksâ’ya gitmediğini bilen müşrikler, O’na Mescîd-i Aksâ ile ilgili sorular sordular. Kendisine sorulan bu sorulara cevap veremeyeceğini ve böylece söylediklerinin gerçek olmadığının anlaşılacağını düşünüyorlardı. Ancak durum onların istedikleri gibi olmamıştı.
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bu anı şöyle anlatmaktadır:“Kureyş beni yalanlayınca, Mescîd-i Haram’a gidip Hicr’de ayakta durdum. Bundan sonra Allah bana Beyt-i Makdis ile gözümün arasındaki mesafeyi kaldırdı da ne sordularsa oraya bakarak haber vermeye başladım.” (Buhârî, Menakıp, 41)
- O halde bize düşen, Peygamber Efendimizi (s.a.s) örnek almak ve O’nun yaptığı gibi Allah’a tevekkül
ederek sabretmektir. Gaybî bir konu olan Miraç hadisesi, olayın yaşandığı dönemin muhatapları açısından inananların imanlarını tasdik etmesi sebebiyle büyük bir imtihandır.(Bkz. İsrâ, 17/60)
- Miraç sayesinde insanlık, kendi gücünü, evrenin büyüklüğünü ve Allah’ın yüceliğini keşfetmiştir.
Yedi kat sema; Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’e (s.a.s) açılmış yerde ve gökte olanlar gösterilmiş, hatta cennet ve cehennem tanıtılmıştır.
- Miraçta, aklı geride bırakan bir aşk, maddenin ötesine geçen bir nazar, aşağıyı ve aşağılığı kabul
etmeyen bir yükseliş vardır.
- Miraçta elemi, kederi, çaresizliği, ümitsizliği bir kenara koyup yeniden yola çıkma vardır.
- Miraçta arınma, durulma, korunma ve kollanma vardır.
- Miraçtan alınacak diğer bir hisse de “sıddık” olabilmek, “sıddık” kalabilmek ve “sıddıklarla”
beraber olabilmektir.
- Şimdi hepimize düşen; Efendimizi tasdik eden bir Ebubekir (r.a) olabilmektir. Şimdi hepimize düşen;
“O (s.a.s) demişse doğrudur.” diyebilmek, O’nu dünyalık tüm sevdiklerimizden daha çok sevebilmek ve O’na şartsız tabi olabilmektir.
Bugün bizler alnımız secdeye vardığında miracın heyecanını hissetmeyi, Rabbimizin sonsuz merhametine, af ve mağfiretine nail olmayı diliyoruz. Kendi iç dünyamızın semasına doğru bir yolculuğa çıktığımızda insanlık adına ne kadar aciz ve perişan halde olduğumuzu görüyoruz.
Gökdelenlerle bulutlara yükseldik ama ahlâkî güzelliklerimiz her geçen gün daha da eridi. Atmosferi aştık, göğün katmanlarını geçtik ama kulluğumuz her geçen gün daha da zayıfladı. İnsafsızlık, vicdansızlık, adaletsizlik ile küçüldük. Hırs, tamah, kibir ile kendimizi kaybettik. Şiddet, öfke, nefret ile insanlığımızı unuttuk.
Unutulmamalıdır ki bugün de tüm insanlığı içine sürüklendiği süflî hayattan kurtarıp tekrar ulvî bir hayata yükseltecek ve miraç vazifesi görecek olan değerler, sadece Hz. Peygamber’in (sas) Allah’tan getirdiği ve çağlar üstü örnekliği ile bize miras bıraktığı rahmet yüklü evrensel mesajlarda mündemiçtir. İnsanlar ancak bu değerlere sahip çıkıp sarılarak kaybettiği insanlığını yeniden bulacaktır.
Bugün, Sevgili Peygamberimizin (sas) Miraç’ından ilham alarak bireysel ve toplumsal yükselişin yollarını arayalım. Zulmün batağına saplanan insanlık ailesinin bu çamur deryasından kurtulabilmesi için hal çareleri düşünelim. İnsanın maddi çıkarları uğruna yitirmiş olduğu maneviyatını yeniden kazanabilmesi, hatalarından uzaklaşıp erdemleriyle yeniden buluşabilmesi için Miraç’ın ne büyük bir imkân olduğunu fark edelim.
Zaman içinde zamanlar dürülüdür. Miraç gibi hikmetli bir yolculuğu andığımız ve anladığımız bu mübarek gecenin kıymetini bilelim. Rabbimize olan imanımızı, Peygamberimize (sas) olan bağlılığımızı, namaza olan muhabbetimizi tazeleyelim. Eşref-i mahlukat olmanın bilinciyle daha ferasetli bir bakış, daha merhametli bir lisan, daha güzel bir ahlâk, daha ümitvâr bir yürek, daha huzurlu bir dünya için dualarımızı miraca gönderelim.”
MİRAÇ GECESİNİ NASIL İHYA ETMELİYİZ?
Öncelikle bu gece, geçmişin muhasebesini yaparak, günahlarımızla vedalaşmak ve Allah’ın razı olduğu yeni bir hayata başlamak için fırsattır. Geceyi bu niyet ve anlayışla idrak edebilmenin gayreti içinde olmalıyız. Unutmamalıdır ki ameller niyetlere göre değer kazanır.
- Tövbe ve istiğfarı çokça yapalım.
- Kur’an-ı Kerim ve mealini okuyalım.
- Allah’ı çokça zikredelim.
- Peygamberimize her fırsatta salâtü-selâm getirelim.
- Namazlarımızı camilerde cemaatle kılmaya çalışalım.
- Kılamadığımız namazların kazasını kılalım veya nafile namaz kılalım.
- Küskünlüklerimize son verip, barışarak yeni bir başlangıç yapalım.
- Aile büyüklerimizi, hastalarımızı, akrabalarımızı ve kabirleri ziyaret edelim.
- Kendimiz, ailemiz, vatanımız, ordumuz ve bütün Müslümanlar için dualar edelim.
Bu gecenin, ülkemiz, gönül coğrafyamız ve dünyanın dört bir köşesinde yaşayan bütün Müslümanların birlik ve beraberliğine; adalet, huzur ve barışın teminine, hepimizin manevi yükselişine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.




