Yaşam

NE ÇOK ANLAM SAKLIDIR ADINDA;ANNE

Anne; başımızda taç sırtımızda havlu alnımızda ateşimizi ölçen el; derleyen toparlayan içinden çıkılamayan “an”ları aydınlatan…

NE ÇOK ANLAM SAKLIDIR ADINDA;ANNE

Anne; başımızda taç sırtımızda havlu alnımızda ateşimizi ölçen el; derleyen toparlayan içinden çıkılamayan “an”ları aydınlatan…

Anne ev içleri, anne mutfaktaki tencere, tava sesi ve kavrulmuş soğan kokusu… Anne olduktan sonra her anneler gününde günü, anne olmayla, evlat olma hissi arasında kalmakla geçiriyorum ki, zaten belki de gitgide anneme benziyorum.

Korumacı,fedakâr çok tembihçi ve fazlasıyla kontrolcü… Peki sizce anne olunur mu,yoksa doğulur mu? Anne olmak eşittir,korumak mı merhamet mi? “Mükemmel annelik” diye tanımlanan şey çocuğa zarar verir mi? Anne, insanın hayatının başlangıcıdır.

”Ana dil, ana yurt, toprak ana, anne tembihi” ve bu gibi kavramlar annenin, insan yaşamının temeli olduğunu gösterir. Kültürümüzdeki pek çok atasözü ve deyim de bunu destekler niteliktedir.

Julia Kristeva “anneliği bir işlev değil de bir ‘tutku’ olarak tanımlar.Böylelikle tutkunun varlığıyla bir zorunluluk halinden duyguya yönlenilmiş olunur.” Buradan da anlaşılıyor ki kadın olmak, anneliği tutkuyla yaşamak ve içselleştirmek için yeterli değil, yani annelik yapmakla anne olmak arasında fark var hiç kuşkusuz.

Yapılan araştırmalar her ne kadar her çocuğun annenin hayat süresine ortalama 1,5 -2 yıl kısalttığını ortaya koysa da verdiği hazlar paha biçilmez. Anne çocuk için hayatın ta kendisidir. Anne ve çocuk arasında kurulan güvenli bağlanma çocuğun iler ki yaşamında deneyimleyeceği tüm ilişkilere yansır; çünkü kişi için yaşamın bütünü ve anlamı anne kavramıyla somutlaşır.

Uzmanlara göre “Anne yoksunluğu” olarak tanımlanan anne sevgisinden mahrum kalma durumundan kaynaklanan sorunlar da yine kişinin tüm yaşamsal pratiklerine ve ilişkilerine yansır.

Tam da bu yüzden anne, insanın hayatının her evresinin vazgeçilmezidir.Çocuk, sevgi gördükçe sevmeyi öğrenir.Anne, henüz dünyadaki varlığını, yüzünü ellerini görmediği bir canlıyı koşulsuz sever, çocuk ise bunu dünyaya geldiğin anda hisseder, karşılık gördükçe de sevmeyi öğrenir.

Kabul etmek gerekir ki;bizler şimdiki çocuklar kadar ilgi ve sevgiyle büyütülen çocuklar değiliz.Bunun pek çok sebebi var. Hermeneutik (yorumlamacı) felsefenin temsilcilerinden Dilthey “Yaşanan her dönemin kendi tinselliği olduğunu ve bu tinselliğin de dilde kendine has anlamlar oluşturduğunu” ileri sürer

.Bu sebepten “tarihsel bir dönemi anlamak için o dönemin tinsel yapısının dile yüklediği anlamlara bakılması gerekir, ki bu da kuşaklar arası yakınlaşmayı sağlar” der.

Yorumlamacı felsefenin temsilcisi Dilthey’in düşüncesine bakılırsa anlaşılan o dur ki; o dönemde saygı kavramına yüklenen anlam daha farklıydı.Annemin anlattığından öğrendiğim kadarıyla büyüklerin yanında kendi çocuğunu sevmek, özenli sözler söylemek ve hatta öpmek saygısızlık olarak düşünüldüğünden bizler tabiri caizse “uykuda sevilen nesiliz”.

Ama, annemizin bizi sevdiğini örneğin; Ankara’nın oldukça ayaz geçen kış günlerinde -henüz ilkokul çağındayken ben- çizmelerimizi sabah okula gitmeden evvel içi ısınsın diye sobanın yanına koymasından, sabahları şifa olsun diye kaynattığı ıhlamur kokusundan bilirim.

Gözümüz henüz kapalı iken yatağımıza getirdiği bir kaşık tereyağlı bal karışımından, evde bir şey az olduğunda kalanı üç çocuğu yesin diye “benim canım istemiyor” cümlesinden bilirim.

Yıllar yılı öğrencilik, doğuda geçen öğretmenlik yıllarım ve hatta şu an da bile bulunduğum şehre gönderdiği kolilerden; paket paket yaprak sarması, mantı, kışlık reçel ve turşuları gönderişinden bilirim.Varsın büyüklerin yanında “saygı olsun diye” sevmemiş olsun, ben annemin beni sevdiğini “sana gelen bana gelsin” deyişinden bilirim.

Anneliği ben, elleri çay kokan sırtında en az yaşam kadar ağır çay sepetleri taşımış cefakar bir karadenizli anneden öğrendim ve hatta onda eleştirdiğim pek çok şeyi şimdi kendim yapıyorum -evladımı uykuda sevme kısmı dışında- Doğumla başlayıp ölümle bile bitmeyen anne-kız bağının kaçınılmaz sürecidir bu.Anne olmak belki de yıllar sonra annemizi anlayabilmektir.

Bu arada doğursa da doğurmasa da bütün kadınlar annedir aslında.Hangi meslekten olursa olsun işini yaparken, toprağı ekerken, bir hayvanı, bir çiçeği, kendinin olmayan bir çocuğu severken, eylemlerine merhameti yansıtan yaşama kalbî duygularla bağlanıp her şeye bu hissiyatla yaklaşıp özenen, naifçe hareket eden her kadın biraz annedir bence…

Anne çocuğunu ister eşiyle birlikte, ister tek başına yetiştirsin; mutlak sevginin sembolüdür. Anne için çocuğu kaç yaşına gelirse gelsin hep “çocuktur”.Aynı şekilde insan kaç yaşına gelirse gelsin, canı yandığında ilk söylediği sözcük “anne”dir.

Gün vesilesi ile evvela beni doğurup bu günlere getiren annemin, hayatımın belli dönemlerinde koruyup gözeten ve üzerimde emeği olan kadınların, yaşamı aydınlatan yüreği evladı için çarpan tüm annelerin günü kutlu; bu duyguyu bana iliklerime kadar yaşatan evladımın da ömrü bereketli olsun…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir