Güncel

Neler oluyor, nereye gidiyoruz?

Neler oluyor, nereye gidiyoruz?,Sevgili okurlarım son günlerde ülkemizde olan olayları sizler gibi, her duyarlı vatandaşlar gibi ben de izliyorum.

Neler oluyor, nereye gidiyoruz?

Sevgili okurlarım son günlerde ülkemizde olan olayları sizler gibi, her duyarlı vatandaşlar gibi ben de izliyorum. Evet, izliyorum ama izlerken tüylerim diken diken oluyor, ruhum kararıyor, endişeleniyorum ve başlıktaki gibi “Neler oluyor, nereye gidiyoruz?” demekten kendimi alamıyorum.

Neler içimi kararttığını, nelerin ruhumu bunalttığını tahmin ediyor olmalısınız ama açıklayayım hemen. Geçen hafta eş zamanlı olarak sokak saldırıları gerçekleştirildi ülkemizin başkentinde. Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’a evinin önünde arabasına bineceği sırada beş kişilik bir grup kamera görüntülerinde görünüyor demirlerle ve sopalarla saldırıyor. Selçuk Özdağ ciddi biçimde yaralanıyor. Şoförlüğünü de yapan koruması silahını çekip ateşlemesinden sonra kaçıyor saldırganlar.

Yine ülkemizin başkentinde aynı günlerde gazeteci Orhan Uğuroğlu yine evinin önünde aracına bineceği sırada üç kişinin saldırısına uğruyor. Elindeki pazar arabasıyla kendini savunmasına rağmen Orhan Uğuroğlu da ciddi bir şekilde yaralanıyor. Kendisinin “İmdaattt, poliiisss” diye bağırması üzerine saldırganlar kaçıyorlar. Orhan Uğuroğlu yaptığı açıklamada “Öldürmek kastı ile saldıran 3 kişi, ‘Bahçeli hakkında yazıyorsan hesap vereceksin… Ülkücüler hesap sorar… Geber, geberteceğiz’ diye sloganlar atarak arkamdan saldırdılar” diyor.

Şimdi bütün bunlar neden oluyor kısaca özetleyeyim.

Ülkemizin muhalefet partilerinden birisi olan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ Yeniçağ gazetesi Ankara ofisini ziyaret ediyor. Ziyaretinde güncel siyasi konularda değerlenmeler yapıyor. Bu değerlendirmeler esnasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin daha önce Adalet ve Kalkınma Partisi hakkındaki eleştirilerini hatırlatıp, şimdiki söylemleriyle çelişkilerini dile getiriyor ve kendisini eleştiriyor. Yeniçağ gazetesinde haber olarak yayınlanıyor Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’ın eleştirileri, gazetenin Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu da yazdığı köşe yazısında “Devlet Bahçeli’ye çok ağır eleştiriler” başlığında bu konuyu dile getiriyor. Hemen ertesi günü her ikisi de evlerinin önünde ellerinde demirli ve sopalı 4-5 kişi tarafından kıyasıya dövülüyorlar.

Peki sonra ne oluyor?

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın yapılan şiddet hareketini kınaması gerekirken “Bu hareketin delisi çoktur, talimat falan dinlemezler” diyor. Şiddete uğrayan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ “Bir akıllı bin delinin hakkından gelir. Siz herkese her şeyi diyecekseniz ama başkaları size hep temenna mı sunacak? Hayırdır sayın devletlular! siz ağa mısınız bey misiniz?” şeklinde cevap veriyor.

Saldırganlar yakalanıp gözaltına alınıyor. Evet yakalanıyor ama davanın savcısı Ülkü ocakları ve iktidarın ittifak ortağı parti milletvekili tarafından tehdit ediliyor…

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu konuştuğu gazeteciye Selçuk Özdağ ve Orhan Uğuroğlu’nun uğradığı saldırıların “tepkisel olduğunu” belirtiyor.

Olaylara ilimizden de yorum geliyor. Milliyetçi Hareket Partisi Derince ilçe Başkanı Zeki Omurca, saldırıya uğrayan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’ın darp edilmiş halinin fotoğrafını sosyal medya hesabından paylaşarak hakkında “Ne oldu geleceği olmayan partinin genel başkan yardımcısı Selçuk Özdağ” diyor.

Saldırıların olduğu günden beri televizyon kanallarındaki tartışmaları dikkatle izliyorum. Bazı kanallarda “90 öncesi veya 80 öncesi yıllardaki olaylara mı dönüyoruz?” diye endişelerini dile getiriyorlar.

Endişeyle yapılan açıklamaları ve değerlendirmeleri izliyorum. Kanallarda “80 öncesi veya 90 öncesi yıllara mı dönüyoruz?” diyenlerin yaşlarını tahmin etmeye çalışıyorum. Hepsini bilemem ama ben o dönemleri yaşadım ve çok iyi hatırlıyorum. Evet, o zamanlarda sağ-sol olayları vardı, sağcılarla solcular sokaklarda çatışmalar çıkarırlardı. Gerek üniversiteli gençler, gerekse partilerin gençlik kolları elemanları birbirleriyle sokak kavgaları yaparlardı. Ama siyaset o yıllarda şimdiki kadar hiç kirlenmemişti.

O zamanların siyasetçileri olan şimdi hepsi rahmetli olmuş Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmeddin Erbakan, Alpaslan Türkeş ve Turgut Özal birbirleriyle kıyasıya mücadele ederlerdi, birbirlerini her konuda eleştirirlerdi. Ama hiçbir zaman şimdiki gibi birbirlerine hakaret içeren kelimeler kullanmadılar, iftira atmadılar. Siyasetçilerin birbirlerini eleştirmeleri politikanın tabiatında olan bir olaydır. Eleştirmeden nasıl mücadele edecek ki siyasiler birbirleriyle. Ama eleştirinin seviyesini hiç düşürmediler. Şimdiki siyasilerin birbirlerine söylediklerini ben burada tekrar etmeye hicap duyarım. O dönemlerden benim aklımda kalan mesela muhalefet lideri Süleyman Demirel iktidar partisi genel başkanı Turgut Özal’ın adını söylemezdi ama Çankaya Köşkü’nde ikamet ettiği için ondan bahsederken “Çankaya’nın şişmanı” derdi. O dönemden aklımda kalan bir kısa anekdot da birbirleriyle karşılaşmak istemeyen Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit bir törende karşı karşıya gelince tokalaşmışlardı. Televizyon kameraları Süleyman Demirel’e uzatılıp “Sayın Ecevit’in elini sıktınız” dediğinde kendine has şivesiyle “Ya neresini sıkacaktım?” demişti ortalık kahkaha sesleriyle inlemişti. Yani demem o ki o zamanın siyasi liderleri espri de yaparlardı, şaka da yaparlardı. Şimdiki gibi asla hakaret etmezlerdi.

Sözü uzattım galiba özetleyerek bitireyim. Şimdiki olayda bir partinin genel başkan yardımcısı gazeteye verdiği demeçte bir partinin genel başkanının daha önceki konuşmalarındaki çelişkileri ortaya koyarak onu eleştiriyor. Zaten konuşması da gazetede “çok ağır eleştiriler” başlığı ile yayınlanıyor. Dikkat, “hakaret” denmiyor “çok ağır eleştiri” deniyor. Sonra söyleyen siyasetçi de, yazan gazeteci de ağır şekilde dayak yiyor. Hakaret bile olsa, hakkında dava açılıp hukuk önünde hesap sorulması gerekirken siyasiye saldırı olacak şey mi? Hadi birileri yaptı diyelim saldırıları, partinin aklı başında insanları olayları kınamalı, saldırıya uğrayanlara geçmiş olsun demeli, en azından “Çocuklar sakin olun, şiddetle bir yere varılmaz” demeliler.

Ama ne yazık ki böyle olmuyor. Ben de endişeyle başlıktaki gibi “Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz?” demek zorunda kalıyorum. Allah sonumuzu hayreylesin.

Halil Küçükparlak

 

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir