Eğitim

Nereye kadar hoşgörü gazeteciliği?

Kocaeli Gazeteciler Cemiyetimizin Sakarya Üniversitesi tarafından “Dünya’da ve Türkiye’de Medya’da Yabancı Düşmanlığından Nasıl Kaçınılır?”

Nereye kadar hoşgörü gazeteciliği?

Sevgili okurlarım geçen hafta iki gün komşu ilimiz Sakarya’daydım. Kocaeli Gazeteciler Cemiyetimizin Sakarya Üniversitesi tarafından “Dünya’da ve Türkiye’de Medya’da Yabancı Düşmanlığından Nasıl Kaçınılır?” konulu atölye çalışması yapılacağı haberini alınca konu çok ilgimi çekti. Avrupa Birliği’nce desteklenen bu çalışmada dile getirilecek konuları izlemek istedim.

Çünkü ben kendimi yabancı düşmanı değil ama iflah olmaz bir yabancı karşıtı olarak tanımlıyordum. Bu konudaki değerlendirmelerin akademik sonuçlarını görmek istiyordum.

Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti üyeleri olarak bizler ülkemizin diğer bölgelerinden gelen gazeteci meslektaşlarımızla buluşup tanıştıktan sonra Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi salonundaki toplantıda bir araya geldik.

Çalışmanın açılışını yapan Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Savaşan yaptığı kısa konuşmada bizlere hoş geldiniz derken ülkemizi bir Osmanlı bakiyesi olarak tanımladı ve savaştan kaçanlara yardım ettiğimiz için ülke olarak teşekkürü hak ettiğimizi belirtti.

Rektör konuşmasını yapıp gideceği için onun sözlerini bölüp soru sormak mümkün değildi o nedenle “Osmanlı bakiyesi” sözünün açıklanmasını istemek mümkün olmadı.

Daha sonra Proje Koordinatörü Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Nesrin Kenar mikrofona gelerek çalışmanın amacını açıklayan konuşmasını yaptı. Nesrin hocanın konuşması esnasında ben hemen konunun başlığına olan itirazımı dile getirerek “Yabancı düşmanlığı tanımlaması yanlış. Ben kendimi yabancı düşmanı değil ama iflah olmaz bir yabancı karşıtı olarak görüyorum. Ülkemizde hiç kimsenin de yabancı düşmanı olduğunu sanmıyorum. Düşman, birine karşı kötü duygular besleyen, onun kötülüğünü isteyen, ona zarar vermeye çalışan, aralarında, birbiriyle silahlı çatışmaya varacak denli bir anlaşmazlık bulunan gibi anlamları taşıyor sözlükte. Ben ve benim gibi düşünen yabancı karşıtlarının hiçbirimiz yurdumuzdaki Suriyelilere ve Afganlılara zarar vermek istemiyoruz, onlarla çatışmaya girmek istemiyoruz” dedim.

Nesrin hocam bu itirazımı hoşgörüyle karşılayarak cevaplandırdı. Kendisi bu konuyu akademik bir tabirle “Zenofobi” olarak tanımlamış. Zenofobi kelimesi de “Yabancılara karşı duyulan düşmanlık ya da korku” açıklanıyor sözlüklerde. Yukarıda dediğim gibi belki çok az birkaç kişinin haricinde bu ülkede yabancılardan ne korkan, ne de düşman olan var.

Daha sonra çalışmanın yabancı konuğu İngiltere ve Fransa’da akademik çalışmalara imza atan, “İnsan Hakları Gazeteciliği” kitabının yazarı, Sierra Leone Cumhurbaşkanı Basın Danışmanı Dr. IbrahimSeagaShaw mikrofona geldi.  Shaw “Ben hem gazeteciyim hem de mülteciyim hikâyenin her iki tarafında da yer alma şansım oldu ve oldukça zorlandım” diyerek başladığı konuşmasında ülkesinde sık sık hapse atılmasına rağmen yılmadan gazeteciliğe devam ettiğini, daha sonra yurt dışına çıkarak İngiltere ve Fransa’da bir süre yaşadığını, durum normalleştiğinde ülkesine döndüğünü, şimdi hem öğretim üyesi, hem de akademisyen olarak görev yaptığını belirtti. Dr. Shaw konuşmasını “İnsanlar keyifleri için ülkelerinden ayrılmıyor” diyerek bitirdi.

Daha sonra Hindistan’dan katılan gazeteci aktivistTabeenahAnjum ülkesindeki durumu ve yaşadıklarını anlattı.

Her iki yabancı konuk da belki ülkelerinde akademisyen olmaları nedeniyle bize gazetecilik dersi verir gibi konuşmalar yaptıklarında araya girerek itirazlarımı dile getirdim diğer bazı meslektaşlarım gibi. Mesela yabancı konuklar “Haberi yapmadan araştırın” diyorlar, zaten öyle yapıyoruz. Yabancı konuklar bir konuyu yazarken 5-6 yerden teyit ettirin diyorlar. Bunlar bizlerin bildiği konular. Bu konuya itirazımı dile getirirken “Araştırıyoruz ama araştırmalarımızın sonucunda elde ettiğimiz bilgilere güvenemiyoruz” dedim. Hemen anında tercümanımıza “Burayı tercüme etmeyin, yabancı birine ülkemin TÜİK’ine güvenmiyorum demek istemiyorum” dedim.

Sonuç olarak iki gündür yapılan konuşmalardan edindiğim izlenimler şunlar sevgili okurlarım.

Ülkemizdeki yabancılar için harcanan para tamamen Avrupa Birliği tarafından gönderiliyormuş. Onlara yapılan sağlık harcamalarından, eğitim masraflarına, konut harcamalarına kadar her türlü harcama AB tarafından finanse edildiğini belirtti akademisyenler. Madem öyleyse ülkemi yönetenler “Suriyeliler için kırk milyar dolar harcadık, bir kırk milyar dolar daha harcarız” diyerek neden halkı yabancılara karşı kışkırtmak istiyorlar anlamam mümkün değil. Bu soruyu onlara sormadım çünkü sorunun muhatabı akademisyenler değil, siyasetçilerdir.

AB bize parayı verip sen bu mültecileri ülkende tut, benim başıma salma bunları diyor adeta. Bu tür çalışmalara finansal destek sağlayarak amiyane tabiri ile halkın gazını almayı hedefliyor. Benim en büyük kaygım olan ülkemizin demografik yapısının bozulacağı konusunu dile getirdim ama bu konuda tatmin edici bir cevap da alamadım.

Sonuçta ben yine iflah olmaz bir yabancı karşıtı olarak döndüm Sakarya Üniversitesinden.

Bizlerle yakından ilgilenen başta Proje Koordinatörü Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Nesrin Kenar hocama, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Gazetecilik ve Habercilik Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Zülfikar Özçelik’e teşekkürlerimi sunuyorum. Aralarda sohbetini bizden esirgemeyen tanımaktan gurur duyduğum Ekonometri Bölüm Başkanı Hilal Yıldız hocama, bizlere lojistik destek Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Meslek Yüksek Okulu Müdürü Dr. Vacide Karaman hocama, konuşmalarımızıtercüme eden Selçuk Taşkın hocaya teşekkürlerimi sunuyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.