Kültür

“Okumak, iki ruh arasında âşıkane bir mülakattır.” 

İki yıldır hasret kaldığımız kitap fuarı da benim için “masal gibi”, içimde kış uykusuna yatmış olan kelebekleri kanatlandırdı.

Bir Kitap Fuarı Masalı…

“Okumak, iki ruh arasında âşıkane bir mülakattır.”   Cemil Meriç

Öteden beri, bana fevkalade keyif veren şeyleri hep “masal gibi” diyerek başlıkladım; gerek yazı, gerek konuşma dilinde… Belki de masalların hep iyi şeylerden bahsetmesi veya mutlu bitmesi gerektiğine inandım, bilemiyorum. “Kar, tıpkı masal gibi yağıyor, güneşin batışı bu akşam masal gibiydi, bu ikindi yağmurlarını bir masal gibi tutmalı akılda” dediğimde, doğa olaylarına yaptığım güzellemelerde, insanların garip bakışlarına maruz kalışım, yaşamın en sıradan olaylarını mübalağa etmekle suçlanışım bu sebepten. İki yıldır hasret kaldığımız kitap fuarı da benim için “masal gibi”, içimde kış uykusuna yatmış olan kelebekleri kanatlandırdı.

İnsanların şehirlerle, eşyalarla, mekanlarla kurdukları karmik bağlar olduğuna inanırım. Kişileri şehre bağlayan pek çok sebep arasında bence en önemlisi insanın yaşadığı şehrin kültürel faaliyetlere, etkileşimlere ve bu anlamda şehrin insanlarına sunduğu hizmete verdiği önemdir. Bu hususta Kocaeli çok uzun yıllardır beni memnun ettiği ve doyurduğu için olsa gerek bu şehirden ayrılamıyorum, çok uzun yıllardır bunda şehrimizin doğal güzelliklerinin de payı büyük elbette.

Özdemir Asaf bir şiirinde “bana yaşadığın şehrin kapılarını aç” der ya hani, biz de on iki yıldır kapımızı Kitap Fuarı aracılığıyla pek çok yazar ve şaire açtık. Bu yıl 12.si düzenlenen geleneksel Kocaeli Kitap Fuarı’nın bitmesine bir gün kalmışken meselenin üzerine bir iki satır yazmanın da boyun borcum olduğunu düşündüm. Başka şehirlerde benzer uygulamalar var mı bilmiyorum, ama bizim fuarımızın en heyecan verici ve tatlı kısmı etkinliğin başlayacağı günün bir gün öncesinde İzmit yürüyüş yolunda her zaman olduğu gibi ağaçlar çiçek yerine kitap açtı. Günün ilk ışıklarıyla ağaçların dallarına kitaplar asıldı ve ben her zamanki gibi “seneye kesin gözlerimi açar açmaz kitap açan ağaçların yanına gideceğim” dediğim halde yine gidemedim. Olsun bir biçimde okumak isteyene ulaşmış olsun da , yeter ki şehrin sakinleri okumak için edinmiş olsun kitapları… Kitap açan ağaçlar, şehrin her yerinde ışıldayan billboardlar derken 14 Mayıs itibariyle başlayan fuar dün itibariyle nihayetlendi. Oldukça renkli geçen fuarın bence en güzel kısmı yazar – okur buluşmalarıydı. Katılım da fevkalade iyiydi, karşılıklı etkileşim halinde geçen söyleşiler, yıllarca kitaplarını okuduğumuz, farklı platformlarda söyleşilerini dinlediğimiz kendini,yazma eylemine adamış insanların en samimi, yalın, egosuz ve içten haline de tanık olduk. Bir yandan yazdıkları kitapların bahsini yaparken diğer yandan da yeni dünya düzeni, toplumsal değişim, teknolojinin ikili ve toplumsal ilişkiler üzerine etkisi, kuşaklar ve değişen davranış kalıpları, pandemi sürecinin insan psikolojisi üzerine etkileri ve buradan ruh ve beden sağlığıyla çıkabilme becerisi üzerine yapılan söyleşiler, katılımda bulunan bizler açısından oldukça katkı doluydu. Dikkatimi çeken şey, aslında bir süredir der edilen, konuşulan, çare aranan ve hatta özlenen şeylerin, bahsi geçen meselelerin genel anlamda hepimizin zihnini kurcalayan meseleler olmasıydı. Bir “ruh-i sıkışma” halini fark edip deva arama çabası gözlemledim, alanında başarılı akademisyen, yazar ve bir yanıyla bu mecrada kimlik edinip yıllardır ilgi ve sevgiyle takip ettiğimiz kişilerin söyleşilerinde…

Hafta boyunca bana değişik yaş ve meslek grubundan insanların istişare amacıyla sorduğu bir soruyu, ben de sizlere sormak isterim: Kitap fuarlarının –özelinde Kocaeli Kitap Fuarı’nın – böylesi kalabalık olması, Türk insanının çok okuduğunun göstergesi olabilir mi? Bana kalırsa özellikle bu yıl kitap ücretlerinin yüksek oluşu, içinden geçtiğimiz ekonomik süreç nedeniyle alım gücünün düşük oluşu satış oranlarını da olumsuz etkiledi. Belki de bu sebepten ikinci el kitapların olduğu sahaf bölümüne ilgi fazlaydı. İllaki alınacaksa da söyleşi ve imzaya gelen yazarların kitapları daha çok tercih edildi. Bu anlamda yazar – okur buluşmaları kıymetli. Bununla birlikte kalabalığın bir nedeni de hiç kuşkusuz böylesi ortamların pandemi münasebetiyle özlenmiş olması, karantina dönemlerinde marketlerde buluşup sosyalleşen bizler için fuar kalabalıklarını da sosyalleşme alanı olarak tercih etmek gayet normal görünmeli bence.

Fuarda birkaç şey beni ziyadesiyle çok mutlu etti; birincisi hiç kuşkusuz yazarları görmek, ikincisi takip ettiğim dergilerin geçmiş sayılarını bulmak, diğeri de –ve belki de en mutlu edeni- çocukları ve gençleri kitap standlarında, söyleşi alanlarında görmek. Zira onlar artık kitabı okumak yerine kitabı tanıtan videoları izleyip okumalarının zorunlu olduğu durumlarda da özetine ulaşıp kitap hakkında bilgi sahibi oluyorlar. Bu anlamda kitapların kokusunu almaları, sahaf bölümünde “geçmişe” tanıklık etmeleri, anne -babalarının dönemlerine ait eşyaları görmeleri sevindirici.

İtiraf etmem gerekirse, benim de en sevdiğim bölüm,sahaflara ayrılan bölüm… Annemin dikiş dikerken kullandığı kalıpların çıktığı moda dergileri, kasetler, plaklar, paralar, çocukluğumuzun hikâye ve masal kitaplarının ilk basımları, özellikle de sahaflara girince alınan o eşsiz kokunun huzuru tarifsiz. Matija Strlic’ isimli bir kimyager, bir gün kütüphane arşivcilerinin kitapları kokladıklarının görünce, neden kokladıklarını sormuş ve aldığı cevap onu bu araştırmaya sevk etmiş. 79 kişi ile yürütülen deneyde, eski kitaplardan toplanan kokular şişelere konulup koklatılmış. Katılımcıların çoğu bunu çikolata ve kahve kokusuna benzetmiş; bu benzerlik laboratuvar ortamında da tespit edilmiş.

Hepimizin üzerinde uzlaşacağı gibi bir ülkenin gelişmişliği o ülkenin kültür temelli okuma düzeyi ile doğrudan ilgilidir. Ne yazık ki ülkemizde kitap, gazete okuma oranı oldukça düşük; bu da kültürel gelişimimiz açısından oldukça endişe verici, çünkü toplumsal sorunların temelinde okuma ve okur-yazar oranının kültürel seviyesinin düşük oluşu vardır. Fuarlar, söyleşiler, imza günleri bu sebepten bir iletişim ve gelişim aracıdır, okuyanla yazan arasındaki köprüdür. Toplumsal değerlerin aktarılması, yaşatılması açısından önemli bir işleve sahiptir. Shiller, kitapların zekâyı kibarlaştırdığını söyler. Sözcüklerin zenginliği, düşünce ve hayal dünyamızı da zenginleştirir.

Son olarak her şehre,bizim şehrimizdeki gibi dolu dolu,renkli,iyi planlanmış-park pröblemin dışında-fuar ekinlikleri dilerim. Bu köşe vesilesiyle, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine ve emeği geçen herhese teşekkür ediyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.