Gündem

Tıp Bayramı

Sevgili okurlarım bugün 14 Mart, yani Tıp Bayramı. Ülkemizde kutlanan bayramların ve mesleklerin günlerinin birçoğu yurt dışı kaynaklıdır.

Tıp Bayramı

Sevgili okurlarım bugün 14 Mart, yani Tıp Bayramı. Ülkemizde kutlanan bayramların ve mesleklerin günlerinin birçoğu yurt dışı kaynaklıdır. Tüm uluslarca kabul edilmiş, biz de kabul ederek kutlamışız. Peki, “14 Mart Tıp Bayramı da uluslararası bir gün mü?” derseniz cevap, hayır. 14 Mart “Doktorların da bir günü olsun” diye üretilmiş bir gün değildir. Kısaca tarihçesinden bahsedeyim.

13 Kasım 1918’de İstanbul işgal edildikten sonra İngilizler Askeri Tıbbiye’yi karargâh olarak kullanmaya başladılar. Okulun kulelerine makineli tüfekler yerleştirildi. Baskılar giderek arttı… İlk TIP BAYRAMI bu ortamda, 14 Mart 1919’da İngilizlere karşı başkaldırı olarak gerçekleştirildi. İşgal İstanbul’unda her türlü toplantı yasaktı. Bu nedenle Tıphane-i Amire’nin kuruluş günü olan 14 Mart 1827’nin yıldönümünde bir bilimsel toplantı için izin alındı. Üçüncü sınıf öğrencileri Sırrı, Kazım, İsmail, Yusuf, Müfit ve Hikmet bu toplantıyı bir protesto eylemi, direnişlerini ateşleyecek bir bayram kutlaması olarak düzenlemeyi düşündüler. Diğer öğrenciler ve hocalarla birlikte toplantı büyük katılımla yapıldı. Bu sırada okulun iki kulesinin arasına gizlice astıkları -açıldığında tüm cepheyi kaplayacak- büyük TÜRK BAYRAĞI’nı öğrencilerin coşkulu alkışları ve İngilizlerin şaşkın bakışları arasında çatıdan aşağıya bıraktılar.

Daha sonra artık her yıl 14 Martlar Tıp Bayramı olarak kutlanmaya başlandı.

Tıp eğitimi çok zor bir eğitimdir. Doktorların eğitimleri hiç bitmez. Ortaokul yıllarından sonra çalışmaya başlanır. Lise mezuniyetten sonra girilen üniversite sınavında en yüksek puanı almaları gerekir. Sonra zorlu bir tıp eğitimi başlar. Çalıştıkları, okudukları kitaplar tuğla gibidir. O kitapları şöyle bir gözden geçirmeye kalksanız vaktiniz yetmez. O kitaplar okunacak, öğrenilecek, sınava girip kazanılacak. Sonra diğer mesleklerde olmamasına rağmen pratisyen hekim olarak mecburi hizmete gidilecek. Mecburi hizmete gidince iş bitiyor mu? Tabii ki hayır… Ev eşyasından, şahsi giysilerinden daha fazla ağırlığı olan kitaplarını yüklenip gittiğin kasabada Sağlık Ocağındaki mesainden sonra gece yarılarına kadar yine ders çalışılacak Tıpta Uzmanlık Sınavına girilecek. İstediğin branşı kazandıktan sonra tekrar asistanlık başlayıp 4-5 sene daha öğrencilik devam edecek. Onu da bitirdikten sonra uzman olarak tekrar Mecburi Hizmete gidilecek.

Siz yazımın buraya kadar olan kısmını okurken bile sıkıldınız belki de. O nedenle kısa kestim. Yoksa yan dal için ayrı bir sınav ve ayrı bir eğitim, ondan sonra doçentliğe hazırlanma uzar gider.

Uzman hekim olup bir hastanede göreve başladığınızda da ne mesai saati kavramı vardır, ne özel hayatınızı rahatça yaşayabilirsiniz. Sık nöbetlerden başka “İcapçı” sistemi vardır. Nöbetçi olmasanız da branşınızla ilgili acil durumlarda çağrıldığınızda en kısa zamanda hastanede olmak zorundasınız. Sonuç olarak doktorluk zor ve meşakkatli bir meslektir.

Bütün bunlardan sonra haklarını arayan doktorlara “Giderlerse gitsinler” denmemelidir. Gidenlerin yerinin yeni mezunlarla doldurulması mümkün değildir. Yukarıda yazdım bir uzman hekimin yetişmesi için yıllara ihtiyaç vardır. Başka mesleklere benzemez. Hepimiz küçük de olsa bir cerrahi müdahale olmamız gerektiğinde “En iyi doktor hangisi?” diye aramaz mıyız?

“Giderlerse gitsinler” sözünden sonra “Sizi devlet okuttu 8-9 bin liradan başlıyor maaşlarınız” denmesi de ne kadar acı sevgili okurlarım. Sosyal medyada dolaşıyor “Üç ay eğitim alan ortaokul mezunu bekçi 6 bin 767” alıyor diye. Kimse ile mukayese etmek belki doğru değil ama çok acı gerçekler bunlar.

Bu yazıyı yazarken gözüm açık olan televizyona takıldı. İstanbul’da Taksim anıtına çelenk koyup basın açıklaması yapmak isteyen doktorlar var ekranda. Beyaz saçları ile ellerinde çiçeklerle yaşlı başlı doktorlar karşılarında polisleri buldular. Hem de öyle orantısız ki şaşırırsınız. Çoğunun profesör olduğu belli olan 15-52 kişinin karşısında 70-80 polis vardı. Bu sayıları nasıl sayabildiğime gelince… Doktorların hepsi beyaz önlüklüydü, karşılarındaki polisler de üniformalı. Beyaz önlüklülerin 4 katı kadar polis vardı.

Yazımın sonuna gelirken, sağlığımızı, canımızı emanet ettiğimiz doktorlarımız sadece maaşlarının artırılması, yani sadece para için mi meydanlara çıkıp açıklama yapıyorlar? Hayır. Ana başlıkları ile şunları istiyor doktorlarımız:

*Her hastaya 5 dakika ayrılan performans sisteminden vazgeçilip, gerçek bir muayene edilerek doğru teşhis konabilmesi için hasta başına 20 dakika zaman verilmesini istiyorlar.

*Sağlıkta şiddetin önlenmesi için yasal düzenleme yapılıp can güvenliklerinin sağlanmasını istiyorlar.

*Pandemi çıkınca balkonlarda alkışladık, “Sizin hakkınız ödenmez” dedik, gerçekten de haklarını ödenmedi. Pandeminin başlamasından beri yüzlerce doktorun hayatını kaybettiği meslek hastalığı sayılmasını istiyorlar.

Yazımı okuyanlardan “Bu isteklerinde haksızlar” diyen var mı bilmiyorum.

Özetle yerleri hiç kimseyle ve hiçbir şekilde doldurulamaz doktorlarımızı Allah başımızdan eksik etmesin diyor bu düşüncelerle Tıp Bayramlarını kutluyorum.

 

 

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.