Yok Artık!
Yok Artık!
Sevgili okurlarım size de oluyor mu bilmiyorum ama bana sık sık oluyor.
Akşam televizyon kanallarını dolaşarak haberleri izlerken şaşırdığım zaman, hayret ettiğim zaman sık sık “Yok artık!” diyorum.
Bazen “Bu da olur mu?” diyorum. Bazen de “Bundan ötesi olmaz, olamaz!” diyorum.
Ama öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, “Yok artık!” dediğim, “Bu da olur mu?” dediğim her şey oluyor.
Hatta “Bundan ötesi olamaz” dediğim, benim aklıma hayalime gelmeyen bir uçuk kaçık şeyler de olarak benim aklımı başımdan alıyor.
En son işitince hayret duygularımın tavan yaptığı olay şöyle:
Biliyorsunuz ülkemizde 1963 yılında kurulan ve daha önceki yıllarda gurur duyduğumuz bir kurumumuz var.
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK).
TÜBİTAK’ın amacı “Bilimsel araştırmaları desteklemek” olarak belirlenmiş kendi sitesinde.
Yukarıda belirttiğim gibi, önceki senelerde gerçekten de çok yararlı faaliyetlerde bulunduğu biliniyordu.
Ancak son zamanlarda bazı olmaması gereken uygulamaları olduğunu duymuştum.
Mesela bundan birkaç sene önce duyduğumda yine “Yok artık!” dediğim TÜBİTAK olayı şöyleydi. “Antalya’da iki lise öğrencisinin TÜBİTAK Liselerarası Proje Yarışması için geliştirdiği proje, TÜBİTAK tarafından kabul edilmedi. ABD’ye dünya çapında düzenlenen yarışmaya gönderilen proje 54 ülke 2 bin 450 proje arasından altın madalya kazandı.”
Görüyor musunuz sevgili okurlarım gencecik lise öğrencisi evlatların projesini yerli ve milli kuruluşumuz TÜBİTAK kabul ederek değerlendirmeye bile almıyor ama “elin gavuru” olan ABD’deki kuruluş tüm dünya üzerindeki 54 ülkeden katılan 2.450 proje arasından bizimkileri birinci ilan ederek “Altın madalya” veriyor.
Ben “Yok artık!” dedikçe daha da uçuk bir olaylara imza atıyor gururumuz TÜBİTAK.
En son yaptığı faaliyet de şöyle:
Bursa Uludağ Üniversitesi bünyesinde yürütülecek çalışma, yağmur dualarını çevre ve inanç ilişkisi çerçevesinde inceleyecek. Projenin yürütücülüğünü Doç. Dr. Öznur Özdemir üstlenecek. Uluslararası nitelik taşıyan araştırmada, yağmur duası ritüellerinin insan, doğa ve yaratıcı arasındaki etkileşimi mercek altına alınacak.
Araştırmada ayrıca, yağmur duasının çevre bilinci ve ekolojik krizlere karşı dini bir duruş sergileyip sergilemediği de değerlendirilecek. Çalışmanın, İslami düşüncede çevre bilincini tarihsel veriler ışığında günümüze taşımayı amaçlıyor. Yağmur dualarının sosyal ve manevi yönleri ele alınırken, bu ritüellerin toplumsal bağlamda nasıl bir değer taşıdığı ve çevreyle ilişkisi incelenecek.
Evet, Uludağ Üniversitesi’nin böyle bir projesi varmış. Bu son derece bilimsel projeye de gururumuz TÜBİTAK “AR-GE Destek Programı” çerçevesinde 3 milyon TL’lik destek sağlamış.
Bu çok önemli proje yukarıda adını belirttiğim Doç. Dr. Özgür Özdemir başkanlığında tam 4 doktor unvanlı akademisyen görev alıyormuş.
Görüyor musunuz sevgili okurlarım, bir üniversitemizde görevli tam 5 öğretim üyesi akademisyen “yağmur dualarını çevre ve inanç ilişkisi çerçevesinde incelemek” gibi son derece önemli ve bir o kadar da bilimsel bir araştırma ve inceleme yapacaklar.
Bu projenin üç ayda bitirilmesi gerekiyormuş. Tam 5 akademisyen üç ay boyunca bu işle iştigal edecekler.
“Yok artık!” mı desem, yoksa TÜBİTAK’tan 3 milyon TL alınarak bu projeye başlayan ekibe başarılar mı dileyeyim bilemedim.
***
Bu TÜBİTAK olayını duymadan önce yeni Bakan’ımız hakkında yazı yazmayı düşünmüştüm. Ama TÜBİTAK olayı daha önemli olarak öne geçti. Kısaca Bakan olayını belirterek yazıma noktayı koyayım, değerlendirmeyi siz yapın.
Göreve geldiği zaman “Geçmişte Abdülhamid Han neyse bugün de Cumhurbaşkanımız aynı şey. Hiç değişiklik yok. Böyle bir insanın değerini bilmemiz lazım. 100 yılda bir tane geliyor” diyen sayın Bakan makam odasına koskocaman bir Abdülhamit fotoğrafı asmış, kendisini cumhuriyet hükümetinin içişleri bakanı olarak görmüyor ama Osmanlı İmparatorluğu’nun “Dahiliye Nazırı” olarak görüyor herhalde.