Kültür & Sanat

HER NAMAZ KILAN CENNETE GİDECEK Mİ?

“Ebû Hureyre’den (r.a) rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a), “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb: -Bizim içimizde müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, diye cevap verince,

HER NAMAZ KILAN CENNETE GİDECEK Mİ?-ZEKERİYA ACAR-VAAZ-09.01.2026

Reklam Arma Kırtasiye

“Ebû Hureyre’den (r.a) rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a), “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb: -Bizim içimizde müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, diye cevap verince, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurdu:  “Benim ümmetimden iflas eden, kıyamet günü namaz, oruç ve sadaka ile gelen, fakat birini aşağılayan, birini iftira eden, birinin malını yiyen, birinin kanını döken ve birini döven kimsedir. Bu yüzden birine iyiliklerinden, diğerine de iyiliklerinden verilir. Eğer iyiliklerinin bir kısmı, kendisine düşen borcu ödemeden önce tükenirse, onların günahlarından bir kısmı ona yüklenir ve sonra ateşe atılır.” (Müslim, Birr, 59; Tirmizî, Kıyâmet, 2; Ahmed b. Hanbel, II, 300, 334)

CENÂB-I HAK KUR’ÂN-I KERÎM’DE EHEMMİYETİNE BİNÂEN 99 YERDE “NAMAZ”DAN BAHSEDİYOR. PEKİ BİZLERİ NAMAZIN ÖNEMİNİN FARKINDA MIYIZ?

Allah’u Teala Kur’an-ı Kerim de mü’minlerin genel özelliklerinden bahsederken namazlarını dosdoğru kılarlar ve zekatı verirler buyuruyor. Yine Peygamber aleyhisselam hadislerinde namaz kılanların cennete gideceğini haber verir.

PEKİ ŞİMDİ BİR İNSAN NAMAZ KILSA AMA KUL HAKKI YEMEKTEN GERİ DURMAZSA NE OLUR ? YADA NAMAZ KILIYOR AMA YALAN SÖYLÜYOR İSE NE OLUR ? VEYA BUNA BENZER ONLARCA İTİRAZ OLABİLİR O YÜZDEN GELİN ALLAH’IN VE RASULU’NUN BAHSETTİĞİ NAMAZ NASIL BİR NAMAZMIŞ BAKALIM.

Allah’u Teala maun suresinde ‘’vay o namaz kılanların haline’’ diyor.

“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, *Onlar namazlarını ciddiye almazlar. * Onlar gösteriş yapanlardır, * Ve hayra da mâni olurlar.” (Maun;107/4-7)

Allah’u Teala (Ankebut;29/45) Ayette ise: ‘’(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.’’ (Ankebut;29/45) namazın insanı kötülükten alıkoyacağını söylüyor. Demek ki namaz kılan olmak sadece spor yapar gibi ruku, secde yapmakla olmuyor. Kıldığı namaz kötülükten uzak tutması gerekiyor insanı. Eğer insan namaz kılıyor ama kötülükten uzak durmuyorsa o namaz sıkıntılı namazdır. Sıkıntı namazda değil adamdadır.

Cennete gitmenin ilk şartı imandır. Kafirler ebedi olarak cehennemde kalacaktır. Müminler ise amellerine göre ya direkt cennete gidecek veya günahlarının cezasını çektikten sonra cennete gidecektir.

Sadece namaz kılan bir insanın cennete gidip gitmeyeceğini Allah bilir. Ancak şunu da unutmayalım ki Allah Teala’nın emirlerine ve yasaklarının tamamına itaat etmekle mükellefiz.

Bu bakımdan ahirette günahlarımızla sevaplarımız tartılacak ve bunun neticesinde cennet veya cehenneme gidilecektir.

İnsan, iyilik ve kötülüğe kabiliyeti dolayısıyla varlıklar arasında en mükemmel mevkie çıkabildiği gibi, en düşük dereceye de düşebilmektedir. Böyle bir fıtratta yaratılan insanın elbette bütün yaptıklarının kaydedilmesi gerekir. “İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptıklarını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız. * O hiçbir söz söylemez ki yanında çok dikkatli bir gözetleyici olmasın!” (Kaf;50/16-18)

Her şeyi muhafaza eden Cenab-ı Hakk’ın hafıziyeti, amel ve fiillerinin muhafazasını gerektirir.

“Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. “Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!” BöyIece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf;18/49)

“Her insanın amelini (veya kaderini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.*Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.”

(İsra;17/13-14) Muhafaza edilen bu amellerin adalet terazisinde tartılması, ona göre hakkında mükâfatın veya cezânın verilmesi zarurîdir.

Beş vakit namaz Allah’ın kesin emri olduğundan, imandan sonra geliyor 1 ve mahşerin ilk sorgu konusunu teşkil ediyor. Fakat namazı eksik olanlar öyle hemen cezaya ve gazaba çarptırılacaklar diye düşünmek rahmeti anlamamak olur.

Ameline güvenmek caiz olmadığı gibi, rahmetten umut kesmek de caiz değildir. Kur’ân; De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer;39/53) buyuruyor.

Yeter ki biz bize düşeni yapma gayretinde olalım. Elimizden geldiği kadar namazımızı ve sair ibadetlerimizi eksik etmemeye çalışalım. Ucbdan, riyadan, nazdan ve ameline güvenmekten Allah’a sığınmaya devam edelim ve rahmetten umudumuzu kesmeyelim.

Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor ki:  “Kıyamet günü, kişi amelleri arasında önce namazın hesabını verecek. Bu hesap güzel olursa kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk olursa, perişan oldu demektir.

“Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Azîz ve Celîl olan Rabb’i: ‘Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız?’ der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir.” (Tirmizî, Mevâkît, 188; Ebû Dâvûd, Salât, 149; Nesâî, Salât, 9; İbn Mâce, İkâmet, 202)

Peki, nafilelerin ve sünnetlerin de yetişmediği durumlarda halimiz ne olacak? İşte bu hakikata işaret eden âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: “O gün amelleri tartacak terazi haktır. Kimin sevapları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kimin de sevapları hafif gelirse, işte onlar âyetlerimizi inkâr ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.” (A’raf Sûresi,7/8)

Amellerinin tartılmasında İlâhî adaletin bütün haşmeti ile tecelli edeceğine işaret eden,   “Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez.” (Nisa Sûresi, 40) meâlindeki âyet-i kerimede de yine bu hakikat dile getirilmektedir.

O halde kıyamette Allah insanların amellerini tartarken, iyi veya kötü oldukları hükmünü açıklarken, iyilik ve kötülüklerin ağırlığına göre yapacaktır.

İtikad ile ilgili bütün kitaplarımızda âhirette amellerin tartılması meselesinin hak olduğu açıkça kaydedilmektedir. Fakat bu tartının mahiyetini dünyadaki ölçülerimizle ifade etmemiz mümkün değildir. Ancak şurası muhakkaktır ki, Cenâb-ı Hak bütün insanların amellerinin muhasebesini en kısa zamanda halledip, iyilik ve kötülüklerini ortaya çıkaracaktır.

Bu hususta Muhammed Ali es-Sâbunî şöyle der:

“Amellerin, iyilik ve kötülüklerin bizzat tartılması akıldan uzak bir hadise değildir. Modern ilimler, sıcağı, soğuğu, rüzgârı ve yağmurları ölçtüğü halde, sonsuz kudret sahibi olan Cenab-ı Hak insanların amellerini tartmaktan âciz mi olur?”  (Safvetü’t-tefâsir, 1/437)

Buna rağmen, amellerin nasıl tartılacağı hususunda kesin bir şey söylememiz mümkün değildir. Çünkü ahiret ve Cennet ahvâli bu dünyadaki ölçülerimizle ifade edilemez. Nitekim el-Bidaye’de şöyle denmektedir:

“Mizân (tartı aleti) amellerin miktarlarını tesbite yarayan birşey olup, akıl onun mahiyetini bilmekten âcizdir. Dünya terazilerine benzetilmesi mümkün değildir. Bu hususta nakle (Kur’ân ve hadisteki naslara) teslim olmak en selâmetli yoldur.”  (el-Bidaye fîusuli’d-dîn,92)

O halde Cenab-ı Hak amelleri mutlaka tartacaktır. Keyfiyetini bilmediğimiz bir mizan ile insanların iyilik ve kötülüklerini tartacak, muhteşem adaletini tecellî ettirecektir. Şayet iyilikler fazla, kötülükler az olursa o kimse ehl-i necat olur. Tersi ise, azaba müstahak olur. Fakat Allah, rahmeti ile yine affedebilir. İmanı var, fakat günahı da varsa cezasını çektikten sonra yine cennete girer. Allah’ın sonsuz rahmetine mazhar olur.

Bütün ibadetlerine yerine getirmeye çalışan bir adam varmış.

Orucunu tutar, zekatını verir, insanlara yardım elini uzatmaktan hiç geri kalmazmış. Yalnız bu adamın bir kusuru varmış: Namaz kılmak ona çok ağır gelirmiş, üşenirmiş.  Bir gün varmış gitmiş çok büyük bir hocanın yanına. Demiş ki:

‘’Hocam ne yap et beni şu namazdan kurtar. Namaz kılmamak için ne yapmam gerekse söyle yapayım .Yeter ki şu namazdan kurtulayım’’ demiş.

Hoca:’’Ya evlat ben hiçbir yerde ne duydum ne işittim bu namazdan kurtuluş yok, borcun kılacaksın’’ demiş.  Adam yalvarmış ‘’bul hocam’’ diye. Hoca müddet istemiş adam gitmiş. Aradan haftalar geçmiş,adam gelmiş.

‘’Buldun mu hocam demiş, kurtulacak mıyım?’’ Hoca: ‘’Buldum evladım eğer şu 5 şarttan biri sana uyuyorsa NAMAZ dan mesul değilsin’’:

1:ÖLÜ İSEN   2: DELİ İSEN

3:ÇOCUK İSEN   4:HAYVAN İSEN

5:KAFiR İSEN

Tercih senin…

 Namaz kılmamanın sonucunun da tehlikeli olacağı konusunda ciddî uyarılar mevcuttur. Nitekim, Büreyde’nin (ra) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte Allah Resûlü (asm) namaz kılmamakla ilgili şöyle buyurmuştur: “Kâfirlerle aramızı ayıran fark, kılmayı taahhüt ettiğimiz namazdır. Kim namazı terk ederse, kâfir olur.” (Nesâî, Salât, 8)  “Hepiniz O’na yönelerek O’na karşı gelmekten sakının, namazı kılın; müşriklerden olmayın.* Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.”  (Rum;30/31-32)

NAMAZ KILMAYAN KİŞİ KAFİR OLMAZ;

Ancak günahkar bir Müslüman olur. Ahirette Allah Teala bu kulunu cezalandırabileceği gibi dilerse onu affeder. Bununla beraber namaz kılmayanlar hakkında dinimiz şiddetli tehditlerde bulunmuştur.

Namaz, dinin direğidir. Namazını devamlı, doğru ve tam olarak kılan kimse dinini kurmuş, İslâm binasını ayakta durdurmuş olur. Namazı kılmayan, dinini ve İslâm binasını yıkmış olur.

Bu hadîs-i şerîfte yer alan “kâfir olur” hükmü ile; doğrudan namaz kılmayanın mı kast edildiği, namazı önemsemeyenin mi kastedildiği, namazı inkâr ederek terk edenin mi anlatılmak istendiği konusu âlimler arasında tartışılmıştır.

Bazı alimler, “Namazı önemsememek küfür sebebi olur.” derken; Nihâye isimli kitapta, namazı “inkâr” ederek terk edenin kâfir olacağı hükmü yer almıştır. Bu hadisin zâhirine bakan İmam Ahmed bin Hanbel, namaz kılmayanın küfre girdiği görüşündedir.

Mâlikîler, Şâfiîler ve Hanefîler ise, “inkâr” olmadıkça, namaz kılmayanın küfrüne hükmetmemişler; ancak namaz kılmayanın hemen tövbe etmesini teklif etmişlerdir.

HANEFİLERE GÖRE: Tembellik yüzünden namazını terkeden kimse, namazı inkâr etmediği sürece dinden çıkmaz, ancak günahkâr, fasık olur. Kendisi bu konuda uyarılarak tevbeye çağrılır, kötü örnek olmaması için toplumdan tecrid edilir.

HANEFİLERİN DELİLİ: Abdullah İbni Mes’ud şöyle demiştir: Resullullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’tan başka (ibadete layık) ilah bulunmadığına ve benim Allah’ın resulu olduğuna şehadet etmekte olan Müslüman bir kimsenin kanı helal olmaz, ancak şu üç şeyden biriyle helal olur: Maktülün hayatı karşılığında öldürülmesi, Zina edenin evli olması, İslam dininden çıkıp Müslüman cemaatini terk etmesi!” Bu hadisten hareketle, Ebu Hanife namazı terk edenin öldürülmesini caiz görmemiştir. “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum, içimden öyle geçiyor ki odun toplamayı emredeyim, odun yığılsın. Sonra namazı emredeyim, ezan okunsun. Daha sonra bir adama cemaate imam olmasını emredeyim. En sonunda cemaate gelmeyen adamlara gidip onlar içindeyken evlerini yakayım.” (Buhârî, Ahkâm 52, Ezân 29; Müslim, Mesâcid 251-254. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 48; Nesâî, İmâmet 49)

Hanefiler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, namazını özürsüz olarak terkeden kimse, mürted’de olduğu gibi İslâm toplumuna karşı gelmiş sayılır ve tövbe etmezse en ağır şekilde cezalandırılır

Hz. Câbir (radıyallâhu anh)’in anlattığına göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle söylediğini işitmiştir “Kişiyle şirk arasında namazın terki vardır.” Tirmizi’nin metni şöyledir: “Küfürle iman arasında namazın terki vardır.” Tirmizî ve Ebû Dâvud’un bir diğer rivayetinde: “Kulla küfür arasında namazın terki vardır.” Hz. Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Benimle onlar (münafıklar) arasındaki ahid (antlaşma) namazdır. Kim onu terkederse küfre düşer.” Bu hadisler de namazı kılmamanın küfrü gerektiren hususlardan olduğuna delil teşkil etmektedir.

Namaz kelime-i tevhidden sonra dinin en mühim rüknüdür. Hiçbir surette terk edilmemesi gerekir. Cehalet ve gaflet sebebiyle terk edilirse fırsat bulunduğu anda kazası icabeder, geciktirilmez.

Namazı kılmamak dünya ve âhirette azaba sebep olur. Âhiretteki azapla ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onlar suçlulara sorarlar: Sizi Sakar cehennemine sürükleyen nedir? Suçlular şöyle cevap verirler: “Biz namaz kılanlardan değildik.” (Müddessir, 74/42-43)

“Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular. Onlar bu taşkınlıklarının cezasını yakında göreceklerdir. Fakat tövbe edip, iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır.” (Meryem, 19/59, 60). 

Hz. Peygamber (s.a.s)’de şöyle buyurmuştur:“Bilerek namazı terkeden kimseden Allah ve Resulunün zimmeti kalkar.” (Ahmed b. Hanbel, IV, 238, VI, 461).

Hiç namaz kılmadan cennete giren kimse Ebû Hureyre (radıyallahu anh) yanında bulunanlara: “Hiç namaz kılmadığı halde cennete giren kimseyi bana söyleyin.” demişti. Halk bilemeyince kendisine: “Sen söyle, kimmiş o bakalım?” demişti. O da: “Abdüleşheloğullarından Usayrım diye anılan Amr b. Sâbit b. Vakş.” karşılığını vermişti.

Hadisin râvilerinden Husayn idyor ki: Ben Mahmud b. Esed’e: “Usayrım’ın durumu ne imiş? Ne Yapmış?” diye sordum. Şöyle anlattı: “Usayrım, kavminin İslâm’a girmesine hep engel oluyordu. Uhud Savaşı yaşandığı gün, gerçeği anladı ve Müslüman oldu. Sonra kılıcını aldı, yürüdü. Savaş alanına girip savaştı. Aldığı yaralarla hareket edemez hâle geldi. O sırada, Abdüleşheloğullarından bazıları savaş meydanında kendi cenazelerini arıyordu. Derken Usayrım’a rastladılar,

“Vallahi bu, Usayrım! Burada ne arıyor, biz ondan ayrılırken Müslümanlık davasına karşı idi.” dediler. Yanına yaklaşarak, “Ey Amr, niçin geldin? Kavmine acıdığın için mi yoksa İslâm’a girmek için mi?” diye sordular. “İslâm’a girmek için geldim. Allah’a ve Peygamberine iman ettim, Müslüman oldum. Sonra kılıcımı aldım. Resûlullah ile birlikte yürüdüm, şu yaraları alıncaya kadar savaştım.” dedi. Çok sürmedi, onların elleri arasında ruhunu teslim etti. Durumu Allah Resûlüne bildirdiklerinde, “O, cennet ehlindendir.” buyurdu.” “Ebû Hureyre’den (r.a) rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a), “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb: -Bizim içimizde müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, diye cevap verince, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurdu: “Benim ümmetimden iflas eden, kıyamet günü namaz, oruç ve sadaka ile gelen, fakat birini aşağılayan, birini iftira eden, birinin malını yiyen, birinin kanını döken ve birini döven kimsedir. Bu yüzden birine iyiliklerinden, diğerine de iyiliklerinden verilir. Eğer iyiliklerinin bir kısmı, kendisine düşen borcu ödemeden önce tükenirse, onların günahlarından bir kısmı ona yüklenir ve sonra ateşe atılır.” (Müslim, Birr, 59; Tirmizî, Kıyâmet, 2; Ahmed b. Hanbel, II, 300, 334)

Hz. Peygamber’in “müflis kimdir, biliyor musunuz?” suâli, onun dünyevî planda ticarette kullanılan kelime mânasının açıklanmasına değil, muhatap toplumu aydınlatmak, doğruluk ve dürüstlüğe teşvik etmek hedefine yöneliktir.

Allah Rasûlü tarafından, müflisin âhiret hayatına dönük tarifinin yapılması ve onun gerçek anlamının muhataplara açıklanması bunu gösterir.

Âhiret yoksulu sayılan müflisin durumu gerçekten de çok vahimdir. Çünkü, dünya hayatındaki müflisin iflası, zarar ve ziyanı çoğu zaman geçicidir. Bilâhare kendini toparlayıp zengin olmakla bu durum ortadan kalkabilir veya ölümle sona erebilir.

Ancak âhiret yoksulu müflisin iflası, zarar ve ziyanı süreklidir. Çünkü o gerçek anlamda helâk olmuş, dünyada kazandığı hayır ve hasenatı kaybetmiştir. Yapılan hayır ve hasenatın, üzerlerinde hakları bulunan insanlara ve alacaklılarına verilmesi, onların günahlarını da üzerine yüklenerek cehenneme atılması, artık bir insan için en korkunç cezadır. Bundan daha ağır bir hesaplaşma ve bir ceza şekli tasavvur edilemez.

Bu itibarla, Allah’ın affetmeyeceğini bildirdiği büyük günahlar arasında sayılan borç, emanet, cinayet, tecavüz, her türlü zulüm ve haksızlık, hakaret, iftira, kamu mallarına hıyanet gibi üzerinde maddî veya manevî kul hakkı bulunan bir kimse, bu hakları ödeyerek, özür dileyip helalleşerek ve Allah’a tevbe ederek yüz akıyla âhirete göçmeli ve ebedî saadetin yollarını aramalıdır.

Zira mahşer gününde ödenecek bir fidye, mal ve mülk olmayacaktır. “Evet, inkâr edip de kâfir olarak ölenler var ya, onların hiç birinden -kendini kurtarmak için dünya dolusu altın verecek olsa dahi- asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem veren bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.” (Al-i İmran;3/91)

İnsanın ibadet ve taatleri, üzerindeki kul haklarını affettirmeyecektir. Orada hiçbir hak zayi olmadığı gibi, hiçbir kimseye zulüm ve haksızlık yapılmayacaktır.

İnkâr edip kâfir olarak ölenlerin, fidye olarak (kendilerini kurtarmak için) dünya dolusu altın verecek olsalar dahi böyle bir talebin kabul edilmeyeceği bildirilmektedir.

Âhirette dünya malı kalmamış olacağını, ayrıca altına ve harcanmasına da ihtiyaç duyulmayacağını dikkate alan müfessirler âyeti daha çok şu iki yaklaşımdan birine göre açıklamışlardır:

  1. a) Bu kimseler dünyada iken çok büyük hayırlar yapmış olsalar ve onların sevabını karşılık göstererek kendilerini kurtarmak isteseler bile bunun yararı olmayacaktır, çünkü inkâr üzere ölmeleri onların sevaplarını iptal etmiştir.
  2. b) Bu bir temsildir, burada kurtuluş için verebilecekleri ve bilfiil sahip oldukları bir karşılıktan söz edilmemekte, böyle bir imkânları olsaydı dahi şeklinde bir var sayıma göre âkıbetlerinin ne kadar kötü olacağı ve hiçbir kurtuluş çaresi bulamayacakları anlatılmaktadır (İbn Atıyye, I, 470-471; Râzî, VIII, 131-133; Âlûsî, III 351-356; Reşîd Rızâ, III, 370).

Bu anlayıştan hareketle âyete şöyle mâna verilebilir: “… yeryüzünün bütün altınları bile onların fidyelerini karşılayamaz” (Muhammed Esed, I, 107).

“Kıyâmet (mahşer) günü, kulun sorgulaması namazdan başlayacaktır. Eğer, beş vakit namazı tamam ise, felâha (cennete) kavuşacak, namazı noksan ise hâb-ü hüsranda (cehennemde) kalacaktır.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu