MEDYA İLE UYUTULAN TOPLUMUNUN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI ‘NA BAKIŞI
Varlık âleminde her şey yaratılışındaki plân ve programa göre, bir gaye ve hizmet için yaratılmıştır.
MEDYA İLE UYUTULAN TOPLUMUNUN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI ‘NA BAKIŞI
-ZEKERİYA ACAR-VAAZ-02.01.2026
Varlık âleminde her şey yaratılışındaki plân ve programa göre, bir gaye ve hizmet için yaratılmıştır. Örneğin: Koyun süt ve yün vermek, aynı zamanda üreyip çoğalmak, her bakımdan kendisinden yararlanmak için yaratılmıştır. O halde onu ancak bu özelliği doğrultusunda kullandığımız sürece, hem yaşama şansına sahiptir, hem de yaratılışındaki hikmete göre, bize faydalı olur. Onu başka bir amaca çevirdiğimiz zaman, özelliğini kaybetme bedbahtlığına uğrar ve hayat kanunu onu kasabın bıçağına teslim eder.
İşte milletler ve aileler de böyledir; var olmalarının hikmetini unutur, hayat kanunlarını dinlemez bir düzeye gelirlerse, verimsiz, hatta zararlı olmaya başlarlar. Varlık alanında yaşamalarının anlam ve hikmeti kalkar.
Kronik bir kumarbazı veya alkolik bir aile reisini düşünün: Her ikisi de fıtrat ve yaratılışlarıyla bağlantılı bulunan hikmet ve gayenin dışına çıkmış ve haklarındaki ilâhî programa ters düşmüşlerdir. O nedenle yaşamalarının hikmeti kalmamış, aile reisi veya baba, ya da anne olma özelliklerini yitirmişlerdir. Faydalı olacakları yerde, hem kendilerine, hem çevrelerindekilere zararlı olmaya başlamışlardır. Pişmanlık duyup dönüş yapmaz, üzerinde bulunduğu yolun uçuruma uzandığını idrak edip geri dönmezlerse, sonları elem ve hüsran olur.
Zira her şey gibi, insan da hikmetsiz, anlamsız, faydasız yaratılmamıştır. O mutlak anlamda birtakım gaye ve amaçlar için yaratılmıştır. Önüne değişmeyen hayat kanunları konulmuştur. Amacından saptığı, hayat kanunlarını aştığı takdirde ilk tokatı bu kanunlardan yemeğe mahkûmdur.
Toplumların iyi hallerinin kötüleşmesinde geçerli olan ilâhî kanundur. Buna göre bir millet, kendilerinde bulunan iyi ahlâk ve meziyetleri değiştirip isyana dalmadıkça, Allah onların elindeki nimetleri değiştirmez. Fakat bir millet ahlâkını bozar, kötülük ve şerlere dalar, isyan yolunu tutarsa Allah da onlara lütfettiği nimetleri ellerinden alır, perişan olurlar. Çünkü Allah, şartlar oluşup bir milleti cezalandırmak istediği zaman onu durduracak hiçbir kuvvet yoktur;
“Onun önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.” (Ra’d;13/11) “Bu durum, Allah’ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, her şeyi bilendir.” (Enfâl;8/53)
Bir kavmin kendi içinde veya dışında bulunan ve kendilerine ilâhî ahkamı tebliğ eden hak rehberlerinin davetini duymak ve tanımak istememesi, toplumsal şuur ve zihniyetlerinde öyle bir bozukluktur ki, bu da onların ellerindeki nimetlerin değişmesine ve elden çıkmasına sebep olur. (Elmalılı, Hak Dini, Enfal, 8/52 ve 53. ayetin tefsiri) Buna göre, kötüden iyiye doğru değişim mutlaka olmalıdır. Eğer bu değişim olmazsa, bu değişimin bıraktığı boşluğu ilâhî ceza doldurmaktadır. Değişimsizliğin getireceği ilâhî cezayı geri çevirmek mümkün olmadığı gibi bu konuda yardım almak da mümkün değildir.
Bir kavim, bir topluluk, bir millet veya bir aile, hayat kanunlarını bilir, yaratılışının hikmetini anlar, her şeyin belli bir ölçüye göre yaratıldığına inanır ve öylece izlediği yolu ve arzuladığı hedefi ilâhî hoşnutluktan yana belirlerse, mutlu olur ve her iki âlemde de Allah’ın rahmet ve yardımına lâyık görülür. Uymayanlar ve belirtilen çizgiden sapanlar ise, mutsuz olurlar. O yüzden kendilerini ilâhî azaba sürükleme basiretsizliği içinde ebedî hayatlarını da karanlığa gömerler.
Allah, kimseye kötülük ve haksızlık etmez. O mutlak anlamda âdildir ve merhametlidir. Kâinatın sağlam esaslara bağlı kalması, düzen ve denge içinde süresinin sonuna kadar varlığını koruması için şaşmayan kanunlar koymuş ve böylece kâinatı insanın hizmetine vermiştir. İnsanı da kendisine ibâdet etsin diye yaratmış ve bu manayla onu çok şerefli bir düzeyde tutmuştur.
TOPLUMUNUN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI ‘NA BAKIŞI
– Kuruma yönelik tutumlar yaşlara göre farklılık göstermekte; yaş grubunun en üstünü teşkil eden 61 ve yukarı yaşlardaki insanlar D.İ.B.’na yönelik en olumlu tutum düzeyine sahipken, yaş grubunun en altını oluşturan 18-24 yaşları arasındaki genç neslin en olumsuz tutum düzeyinde oldukları gözlenmektedir.
– Kişilerin Diyanet İşleri Başkanlığı’na yönelik tutumları bölge olarak doğum yerine göre farklılık göstermektedir.
– Diyanet İşleri Başkanlığı’na yönelik tutumlar kişilerin eğitim durumuna göre farklılık göstermektedir. Hiç eğitim görmemiş kişiler, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite veya yüksek okul mezunlarına göre D.İ.B .’na yönelik daha olumlu tutumlara sahiptirler.?
– Diyanet İşleri Başkanlığı’nın vermiş olduğu fetvalara büyük güven duyulmakta; bu konuda yeni imkanları kullanarak toplumu daha iyi aydınlatması beklenmektedir.
– Toplumumuzda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bülünleştirici bir etkisinin olduğu kanaati hakimdir. Ancak din ve dilli hayat ile ilgili yapılan spekülasyonlara ışık tutmada Başkanlığın daha etkin bir şekilde devreye girmesi gerektiği düşünülmekte ve ağırlığını hissettirmesi beklenmektedir.
-Toplumumuz Başkanlığın görüş ve fetvalarına büyük bir itimat beslemektedir. Bu durumun artarak devam etmesi için, meselelere hiçbir kesimin etkisinde kalmadan bakılmalı, kanaat ve düşünceler net bir şekilde ortaya konmalıdır. Konu ile ilgili olarak görsel ve yazılı basının tüm imkanlarından istifade edilmelidir.
-Başkanlık görevlileri tarafından verilen vaaz ve hutbeler toplum üzerinde yeterince etkili olmamaktadır. Bu durumla ilgili olarak, hutbe ve vaazlar günümüz şartlarına uygun hale getirilmeli, cemaatin ve bölgenin ihtiyaçları da göz önünde bulundurularak hazırlanmalı ve daha doyurucu bilgilere yer verilmelidir.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINCA HAZIRLANAN SON BİRKAÇ YILDIR CUMA HUTBELERİ HEDEF ALINDI.
- Örnek olarak sondan başlayarak belirtmek gerekirse; yılbaşı kutlamaları hedef alındı. Hutbede,
kutlamaların “değerlerimizle, kimliğimizle, inancımız ve kültürümüzle” bağdaşmadı, diyoruz hemen birileri savunmaya geçiyor ve Anadolu irfanından bahsediyor.
- ÇIPLAKLIK VE TEŞHİRCİLİK, HAYATIN BİR PARÇASIYMIŞ GİBİ LANSE
EDİLMEMELİDİR. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tüm camilerde okutulan Cuma hutbesinde, ”İffet ve hayayı ortadan kaldıran, nesilleri ve toplumu ifsat eden zinaya giden yollar meşrulaştırılmaya çalışılmamalı; çıplaklık ve teşhircilik, hayatın bir parçasıymış gibi lanse edilmemelidir” deniliyor. Hemen Öte yandan akıllara son günlerde gericiler tarafından hedef alınan Manifest grubuna konserleri nedeniyle “teşhircilik” ve “hayasızca hareketler” savunmaya geçiliyor.
- Aile yapısı, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar küresel lobiler, çıkar çevreleri ve
emperyalist güçlerin kuşatması altındadır. Bu şer odakları; aile bağlarını zayıflatmayı, nesilleri şahsiyetsiz ve kimliksiz bırakmayı, öz değerlerinden ayırmayı bir hedef haline getirmiştir. Diyorsun. Hemen “Kadının beyanı esastır” diye yaygara kopartılıyor.
- Maalesef, bugün Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in;“Öyle bir zaman gelecek ki, kişi, malını helâlden mi
yoksa haramdan mı elde ettiğine bakmayacak!” (Buhârî, Büyû”, 23) buyurduğu günlerden geçiyoruz. Kimi insanlar, daha çok kazanma ve kısa yoldan zengin olma arzusuna kapılıp helâl haram hassasiyetini kaybetmiş durumdadır. İslam’a göre; sattığı ürünü olduğundan farklı göstermek, karaborsacılık, tefecilik ve stokçuluk yapmak kul hakkıdır, haramdır, diyoruz Faiz lobisi tefeciler ayağa kalkıyor.
- Kur’an’ın ve sünnetin ortaya koyduğu ahlaki değerlerden uzaklaşıldığında aileler, huzur ve
mutluluğa, hasret kalır. Maalesef, günümüzde, aileyi hedef alan bazı mihraklar tarafından; kadınlar annelik, erkekler babalık gibi kutsal bir değerden uzaklaştırılmak, kadın ve erkeğin aile içindeki rolleri zayıflatılmak istenmektedir. İslam’ın haram kıldığı, fıtrata aykırı sapkınlıklar medeni birliktelik adıyla masum; nikâhsız beraberlikler normal; evlilik ise bir yük ve külfet olarak sunulmaktadır, deyince sanki nasırına basmışız gibi LGBTİ’ciler ve yandaşları zıplıyor.
- Cuma hutbesinde “Ahlak ve edep ölçülerinin çiğnenmesine sessiz kalan herkes büyük bir vebal
altındadır” denmesine bazı kesimden “Edep ve ahlak kavramlarıyla giyim kuşam arasında bir ilişki kurulamayacağı, Çağdaş bir toplum bağlamında ise insan haklarına aykırı bir tutumdur. Belli bir dinsel anlayışın dayatmasıdır. Aynı şekilde temel hak ve özgürlüklere aykırıdır.” yorumu geliyor.
- 15 Ağustos 2025 Cuma günü Diyanet İşleri Başkanlığı tüm camilerde okunmak üzere bir Cuma
hutbesinde “Yüce Rabbimizin koyduğu miras ölçüsünü değiştirmek ilahi adalete aykırıdır. (…) kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır.” şeklinde beyanlarda bulunulmuştur. “Söz konusu beyanlar, hukuka aykırı olduğu gibi en temel ilkelerden biri olan eşitlik ilkesinin açıkça ihlali niteliğindedir. Söz konusu hukuka aykırılığın, Devlet tüzel kişiliğinin bir parçası olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılması ise kesinlikle kabul edilemez. Anayasa’nın eşitlik ilkesi, Medeni Kanun’un açık hükümleri ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle kadın-erkek eşitliği hukuki olarak güvence altına alınmıştır. Buna rağmen, toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı dini veya geleneksel yorumların meşrulaştırılması, cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına ilişkin uluslararası yükümlülüklerine tamamen aykırıdır.” diye Allah’ın kanunların karşı demeçler…
- Hutbede, “Çalışanlarımızın ve öğrenci kardeşlerimizin en önemli farz ibadetlerinden birisi olan
cuma namazını eda edebilmelerine yardımcı olalım. İş yerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını cuma namazının vaktine göre düzenleyelim” ifadeleri yer aldı “İş yerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını Cuma namazının vaktine göre düzenleyelim. Unutmayalım ki ibadet özgürlüğü ve insan haklarına riayet bunu gerektirir. Bu hususta hassas davranmayanlar büyük bir vebal altına girmektedir” denildi, diye bir STK “devlet yapısına yönelik bu saldırılar, toplumsal geleceğimiz için çok büyük risk ve tehlikeleri içermektedir. İbadet bireysel ve özel alandır. Devlet kurumu olan Diyanet, bilimsel ve laik eğitim çizgisinden uzaklaşan açıklamalar yapmaktadır” şeklinde konuşmalar…
- ”Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar. Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir,
çiğneyen lanete uğrar.” (Lakin Birçok Caminin Vakfiyelerinde yazan ifadeler kimsenin aklına gelmez.) diyen DİB.ına Audi A8 binmeyi fazla gördüler ama aynı dönemde Türkiye’ye gelen Papa emsal gösterilerek Clio’ya binsin ya vb laflar… oysaki Papa diğer ülkelerde tam tersini yapıyor.
- DÜĞÜN YAPMANIN DA BİR ÂDÂBI VARDIR.hutbesine atıfta bulunan aynı cenah
Diyanet düğünlere de el attı: “Tesettürsüz düğün dinimizde yoktur” “Gelin hamamı”, “bekârlığa veda partisi”, “cinsiyet partisi” gibi etkinliklerin yapılmaması gerektiği, sünnet düğünlerinin de gösteriş aracı olmaması gerektiği dile getirildi. Ama yine ayağa kalktılar.
- 2025 yılı içerisinde Diyanetin “HAYA: ALLAH’IN EMRİ, FITRATIN GEREĞİ” Konu Başlıklı
Mahremiyetin ve Hayanın İnsan İçin Öneminin Anlatıldığı Hutbeden Rahatsız Olanlar oldu. (Türkiye güzeli seçilen kızı tesettürlü annesi alnından öperek kutluyor.) NEREYE GİDİYORSUN EY MÜSLÜMAN ?
Karganın biri her gün kilisenin çanına pislermiş Papaz ne yaptıysa yakalayamayınca çanın bulunduğu yere bir bardak şarap koymuş Karga şarabı içip sızınca yakalamış Sonra demiş ki: Müslüman olsan şarap içmezsin, Hristiyan olsan çana pislemezsin. Söyle bana sen nesin? MÜSLÜMAN ŞİMDİ SEN SÖYLE BAKALIM SEN KİMSİN ?
BEDEN MAHREMİYETİNİ MUHAFAZA Ve İNSANIN SAYGINLIĞI
Yaratılış ve tabiatı gereği insanın sahip olması gereken önemli değerler vardır. Bu değerler insanın fıtratında olduğu için, onunla etle kemik gibi olmuşlardır.
Bu önemli değerlerden biri de insanın beden mahremiyetini muhafazadır.
Zira beden mahremiyeti kişiye özeldir. Kişinin kutsalıdır, kişinin onurudur açılıp saçılamaz, teşhir edilemez. Beden mahremiyetini muhafaza Yüce Allah’ın insana vermiş olduğu değerin bir nişanesi olarak farzdır.
İnsanın bu değerleri hiçe sayıp yaratılış gayesine ters düşecek şekilde hareket etmesi yaratıcısına isyan etmesi anlamına gelir. Erdemli bireyler yetiştirmenin ve sağlıklı bir toplum inşa etmenin yolu, küçük yaştan beri verilmesi gerken ahlâk ve değer eğitiminden geçmektedir. Dolayısıyla çocuğa, bedeninin değerli ve kendisine özel olduğu, çok erken yaştan itibaren öğretilmelidir.
Bu son senelerde hiç olmadığı kadar çarşı pazarlarımızda bir müstehcenlik hali yaşanmakta, birçok gayrı Müslim ülkelerde belki de bu derece değil. (Almanya’da papazın genç kızlara tavsiyesi)
1 Ağustos 2025 Cuma günü hutbede çeşitli konular ele alındı. Bunlardan biri de şu ifadeydi: “Günümüzde giyim sektörü, modacılar ve bazı medya çevreleri, ‘özgürlük’ ve ‘çağdaşlık’ adı altında çıplaklığı özendirmekte, örtünmeyi ise değersizleştirmektedir.” “Diyanet, hutbesiyle kadınların yaşam tarzına saldırıyor. Giydiğimiz kıyafet, bedenimiz, tercihlerimiz, hayatımız bize aittir.”
Hiçbir kişi veya kurum kadınlara kıyafet dayatması yapamaz. Doğrudur. Zaten sizin gibi Müslüman olmayanlara Diyanet işleri başkanlığı hutbesinde böyle bir dayatma yok. Cuma hutbesi Müslümanlara hitap eder, Müslümanlar için okunur. Sizleri neden bu kadar ilgilendirdi. Örtünme müslüman kadın için vardır. Madem dayatma yapılamaz, en basitinden başörtüsü yasaklandığında neredeydiniz. Sizin için Müslüman kadınlar bir şey ifade etmiyormuş sizler İslam dini düşmanısınız. Allah’a savaş açtınız. Sizin hesabınız dinsizleştirmek. Buna hakkınız yok bu ülke müslümanlarındır.
Daha önce “Alkol haram değildir” sözleriyle ve LGBT’ye verdiği destekle akıllarda yer eden Türkiye’de kadın hakları, insan hakları ve demokrasi mücadelesi denildiğinde akla gelen isimlerden akademisyen yazar feminist kadın aktivistlerden biri: “Başımı örterken Yaradan’ımla bir sözleşme yaptım. Eğer bir gün bu ülkede başörtüsü zorunlu olursa başımı açarım dedim. Yıllardır içimizi saran endişeyi, zorunlu başörtüsü ihtimalini güçlendiren bir işaret fişeği olarak görüyorum bu hutbeyi. Başörtüsü zorunluluğu getirilme ihtimaline karşı tepki vermek için başımı açıyorum” Birisi ne olur şu feminist ablaya anlatsın. Aynı hutbede zina yapmanın da haram olduğu da anlatıldı deyiversin bu ablaya.
HER GEÇEN GÜN İSLAM’A VE MÜSLÜMANLARA KARŞI SALDIRILAR DEVAM EDİYOR:
DOKTOR OLMUŞ AMA ADAM OLAMAMIŞ !
Rize’de devlet hastanesine muayene olmaya giden yaşlı adama erkek doktor resmen kıyafeti üzerinden mobing uygulamış, dalga geçmiş. Doktor mu diyelim bilemiyorum, amcanın sarığını ve cübbesini kast ederek, “Utanmıyor musun bu halinle dolaşmaya, halkın içine girmeye, bu çağda bu zamanda” ifadelerini kullanarak epey bir aşağılamış. Yaşlı amca aslında doktora okkalı bir cevap vermiş hemde tokat gibi ve demiş ki, “Doktor bey; millet çıplak dolaşıyor onlar seni rahatsız etmiyor da benim kıyafetim mi rahatsız ediyor”
Diyarbakır’da bir köyün girişine asılan tabela, sosyal medyada gündem oldu: “Köye şortla girmek yasaktır.” (Eski Görev yaptığım yer.)
Şimdiye kadar eksik fazla anlattığım her madde her hutbe konusu istisnasız Kur’an-ı Kerim’e ve Sünnete gayr-i muhaliftir.
O ZAMAN ONLARA GÖRE; İSLAM DİNİ SENİN; EŞİNE, /İŞİNE, / AŞINA KARIŞMASIN. NEYİNE KARIŞSIN?
ALLAH’TAN NE KÖTÜLÜK GÖRDÜNÜZ DE EMİR VE YASAKLARINDAN NEFRET EDİYORSUNUZ?
- Zina yasak dedi nesliniz bozulmasın diye.
- Faiz haram dedi fakir ezilmesin diye.
- İçkiyi yasakladı aklınız selamet bulsun diye.
- Adaleti emretti zalimlere geçit olmasın diye.
- Kadına iffeti erkeğe sorumlulugu yükledi aile dağılmasın diye. BUNUN NESİNE DÜŞMAN OLDUNUZ ? Sizin bu modern putperestliğiniz sizi gerçekten özgür mü kıldı ?
- Kadın sokakta metalaştı.
- Çocuklar babasız kaldı.
- Gençlik uyuşturucu ve fuhuşla çürüdü.
- Toplum ifsada uğradı.
ALLAHIN HÜKMÜNÜ TERKEDİP NE BULDUNUZ ?
- Kimin kanunu size adalet getirdi ?
- Hangi sistem fakiri ezmeden ayakta durdu ?
- Hangi rejim size vicdan, merhamet ve ahiret bilinci verdi ?
Asıl sorun Allah’ın emir ve yasakları değil, hükümleri değil, ASIL SORUN SİZİN NEFİSLERİNİZE UYMANIZ.
- Size karanlıkları aydınlatacak nur indirildi, ama siz sırt çevirdiniz.
- Size kurtuluş reçetesi verildi, ama siz zehri tercih ettiniz.
ŞİMDİ SORUYORUM SİZE; ALLAH’TAN NE GİBİ KÖTÜLÜK GÖRDÜNÜZ DE ONUN HÜKÜMLERİNDEN BU KADAR NEFRET EDİYORSUNUZ ?
Kahrolası insan ne kadar da nankördür.
Diyanet İşleri Başkanlığı Görev: 633 sayılı kanunla kurulmuş. Görevi ise:
Madde 1 – İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANIMIZA ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZ. ALLAH cc İN EMİRLERİNİ MÜSLÜMANLARA HATIRLATTIĞI İÇİN.
DİYANET İŞLERİ MÜSLÜMANLARI TEMSİL EDER. BAŞKANIMIZ YALNIZ DEĞİLDİR.
O ZAMAN NASIL BİR HUTBE VEREYİM ABİME, ABLAMA NASIL BİR HUTBE İSTİYORSUNUZ? Mesela Bizler CAMİDE minbere çıkıp…
- “Güzele bakmak sevaptır ey cemaati müslimin” mi diyelim?
- “Çıplaklıkta dinimiz açısından sorun yoktur, önemli olan kalp temizliği” mi diyelim?
- “Moda dünyası, tam da dinimizin istediği işleri yapmaktadır” mı diyelim?
- “Dinimizin giyim kuşam için bazı ölçüleri var ama Çağdaş yaşama aykırı kaçacağı için söylemiyoruz” mu diyelim?
- CAMİYE GELENLER: İslam’ın prensiplerini dinlemek istiyor.
- HUTBEYİ OKUYANLAR: İslam’ın prensiplerini anlatıyor.
- Dinleyen razı, okuyan razı yani. En küçük bir zorlamanın izi tozu bile yok.
- Bu abiler, bu ablalar ne istiyorlar acaba?
- Camiye gönüllü olarak gelen insanlara, din anlatılmasın mı istiyorlar? Bu mudur yani?
CAMİYE DİK GELMEYENLER KİME DİKLENİYORSUNUZ KURÂN’A MI SÜNNETE Mİ?
Abdurrahim Karakoç
İnkarcı gavatın gönlü kırılır;
Hatadan, günahtan, suçtan söz etme
Sana “Yobaz” diye damga vurulur
Sokakta açılan kıçtan söz etme.
Bozulsun töresi ilin, obanın;
Bedenler tutsağı olsun modanın.
Oğlu öfkelenir dümbük babanın,
Omuza dökülen saçtan söz etme.
Yeter, daha fazla söyletme beni;
Boynuzu en iri, en çok medeni!
Sonra her toplumdan kovarlar seni
Babası belirsiz piçten söz etme.
Konuşmak istersen, Hanya’dan konuş;
İkinci, üçüncü dünyadan konuş;
Kore’den, Küba’dan, Kenya’dan konuş;
Hep “dışa dönük” ol, içten söz etme.
Bir anne, kızına tesettürü şöyle anlatıyordu: Kızım, Allah değerli olan her şeyi bir kılıf içine koymuş, gizli yerlere saklamıştır.
- Elmaslar, yerin derinliklerinde bulunur.
- İnciler, okyanusun dibinde.
- İstiridye, kabuğunun içinde korunaklı olarak bulunur.
- Altın, maden ve kayalıklarla kaplı yerlerde bulunur.
Sen onlara kolay ulaşamazsın, güzelliklerini çabucak göremezsin. Yollardaki çakıl taşlarına dokunur gibi dokunamazsın onlara. Çünkü, onlar değerlidir. Düşün ey kızım; Sen o taşlardan daha mı kıymetsizsin ki, seni herkes kolayca görüp, güzelliğine erişebilsin. Açıkta olan bala, sineklerin üşüştüğü gibi, güzelliği ortada olan kadına da üşüşenler çok olur.İşte bu yüzden, tesettür seni kıymetli yapar, sana değer katar.
ŞU ŞİİR NE KADAR GÜZEL ANLATMIŞ SİZİ! SİPARİŞ DİN.!.. Cengiz NUMANOĞLU
Bakkal amca, bir din ver, bana şöyle yüz gram
İçinde hem komedi, hem de birazcık dram.
Öyle bir din olsun ki; bizi fazla sıkmasın,
Her yerde ‘ahlâk’ diye, karşımıza çıkmasın
Bırakalım insanlar, her tür haltı yesinler,
‘’Ne yani.. Biz Müslüman değil miyiz?’’ desinler
Bir din ki; insanları, hayallere daldırsın,
Tüm cinsel yasakları, yürürlükten kaldırsın.
Eroslar, Afroditler, sokaklarda çıldırsın,
Ve bu çılgın tanrılar, şeytanları yıldırsın…
Bakkal amca, bir din ver; açık olsun tâvize,
Rahatlatsın bizleri, tatlı baksın fâize.
Mademki fâiz dedik, hazır girdik damardan,
Bir din ver ki; bizleri, men etmesin kumardan…
Piyangolar, totolar, birer hayır kurumu,
Bazı yobaz kafalar, görsünler bu durumu,
Gece gündüz borsada, hayal kursun alıklar,
Yesinler küçükleri, bazı büyük balıklar…
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-‘dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi kamçılar taşıyıp onu insanlara vuran insanlar ve de giyinmiş çıplak kadınlar ki, bunlar Allah’a itaatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar Cennet’e girmek şöyle dursun, kokusunu dahi alamazlar. Hâlbuki onun kokusu şu kadar uzak mesafeden duyulur.» (Müslim)
Peygamber Efendimiz Cehennem halkından, kendi zamanında görmediği ve var olmayan, ondan sonra gelecek iki insan özelliği hakkında uyarıda bulunmaktadır:
Birinci sınıf: İnek kuyruğuna benzer uzun kırbaçları olan bir kavimdir. Bu kırbaçlarla insanlara vuran, haksız yere insanları döven güvenlik güçleri ve zalimlere yardımcı olan kimselerdir.
İkinci sınıf: Genellikle kadınlara özgü olan iffet ve hayâ elbisesini çıkarmış kadınlardır. O kadınları şöyle vasfedilmiştir: Dış görünüşlerine bakıldığında giyinmiş, gerçekte çıplak olan kadınlardır. Çünkü onlar bedeni gösteren ince elbiseler giyerler. Güzelliklerini ortaya çıkarmak için vücutlarının bir kısmını örtüp bir kısmını açığa çıkarırlar. Yürürken elbiseleri ve gösterişli yürüyüşleriyle erkeklerin kalplerini kendilerine meylettirirler. Omuzlarını eğerek ve düştükleri dalalet ve sapıklığa başkalarını da meylettirirler.
Özellikleri arasında; başlarının eğik deve hörgücüne benzemesidir. Böylece başlarının topuzunu çok büyük yapar ve kafalarına bez sararak büyük görünümlü yapmaya çalışırlar. Develerin hörgüçlerine benzemesi, saçlarının ve örgülerinin başlarının üzerine çıkması ve deve hörgücünün bir tarafa eğilmesi gibi başın bir tarafına ördükleri örgülerin eğilmesidir. Öyleyse kim bu niteliklere sahip olursa, onlara Cennet’e girememe, kokusunu koklayamama, ona yaklaşamama gibi şiddetli bir tehdit vardır. Oysa Cennet’in kokusu çok uzaktan gelir ve kokusu duyulur.
Bu hadîs-i şerifin şerhinde son devir Osmanlı ulemâsından Ahmed Davudoğlu Hoca şu ifadeleri kullanıyor: “Hadisi şerifte geçen “Kâsiyât” giyinmiş kadınlar; “âriyât” çıplak kadınlar mânâsına gelir. Bu iki kelime birbirleri üzerine atfedilmediklerine göre beraberce manaları “hem giyinmiş hem çıplak”demek olur.
Bugün giyinik çıplak kadınların kim olduğunu tarife hacet yoktur. GÖLCÜK gibi ki; Bir zamanlar kadın nüfusunun çoğunluğunun çarşaf giydiği bu şehrin en ücrâ köşelerinden birinde bir dakika durarak gelen geçen kadınları temâşâ etmek kâfidir. Şüphesiz ki gözle görmekten daha iyi tarif olamaz.
“Mâilât” ise eğilen kadınlar, demektir ki bundan murâd “kırıta kırıta yürüyen, yürürken omuzlarını sağa sola sallayan kadınlardır” demektir.
“Mümilât” ise başkasına sallanarak yürümeyi öğreten, başkasını çileden çıkaran, başkasına kötü kadınlar gibi taranmayı öğreten kadınlar manasına gelir.
Osmanlı âlimlerinin son temsilcilerinden teşkil eden merhum Ahmet Davudoğlu Hoca; diğeri ile karıştırmayalım. yaklaşık kırk yıl önce bu satırları yazdığında bugünkü kadar açılma ve saçılma henüz yaygınlaşmamış, hayâsızlık bu kadar yaygınlaşmamıştı. Günümüzde ise artık nerede ise şer’i şerîfe uygun olarak giyinen tesettürlü bir hanım görmek çok zor bir hale gelmiştir. Mealesef toplumun ar damarı çatlamış, erkekler hanımlarını kıskanmaz bir hale gelmiş ve kıskanma duygusu ölmeye yüz tutmuş bir halde gelmiştir.
HAYATTAYKEN NEYE DEĞER VERDİĞİMİZE BİR DAHA BAKALIM.
Gerçekten bizimle kalacak olanı ihmal etmeyelim.
“ÂHİRETTE SENİ KURTARACAK BİR ESERİN OLMADIĞI TAKDİRDE, FÂNİ DÜNYADA BIRAKTIĞIN ESERLERE DE KIYMET VERME!”




